Şehir planlamasında ızgara sistemi

Şehir planlamacılığında ızgara sistemi, geçmişten günümüze birçok farklı kentte kullanıldı. Gelin bu sistemin olumlu ve olumsuz yönlerine birlikte bakalım.

YAŞAM 20.04.2019, 21:59 22.04.2019, 15:41 Hakan Öksüz
Şehir planlamasında ızgara sistemi

İspanyol tarihçi Saint isidore, Etimolojiler” adlı kitabında “city” sözcüğünün izini sürer ve temelde iki anlamına ulaşır. Birisi kentin korunma, savaş ve ticaret gibi nedenlerle oluşturulan taş yapısıdır (urbs). Diğeri kentte biçim bulan duygular, ritüeller ve inançlar anlamına gelen ‘civitas’dır. Dolayısıyla kent, iki otorite biçiminin tanımlanmasıdır: Kutsal ve dünyevi. Yani geleneksel bir kent, günlük ve törensel yaşamın birlikteliğinden oluşur.

Babilliler ve Antik Mısırlılar, kentleri birbiriyle dik açıyla kesişen düz caddeler ve birbirinin benzeri arsalar şeklinde düzenlediler. Roma askeri kampları da dikdörtgen ya da kare biçiminde kurulurdu. Kamp sürekli bir yerleşime dönüşürse de etrafına duvar örülürdü. Romalılar gittikleri her yerde ızgara sisteminde böyle yerleşim alanları yapıyorlardı.

Düzen mi veriyor, ruhsuz mu kılıyor?

Yukarıdan bakıldığında ızgara şeklinde tasarlanan kentleri kültürün bir ifadesi olarak gören ilk kent inşacısı Mısırlı Hippodamus’tur. Zaman geçtikçe ızgara sistemi, çevrede olan karmaşıklığı azaltmak ve kente düzen getirmek için kullanıldı. Öte yandan, kentin dikdörtgen bloklar halinde düzenlenmesinin, şehrin havadar olması bakımından büyük önem taşıdığı söylenmektedir. Izgara sistemine karşı olanlar, bu sistemin kenti ruhsuz ve kimliksiz kıldığını belirtir. Sistemi savunanlar ise, kente düzen getirdiğini öne sürer.

Izgara sisteminin yıldızı Barcelona!

Izgara sistemine günümüz şehirleri içinde verilebilecek en güzel örnek, Barcelona kentidir.

Cezayir’in 2 bin yıllık antik kenti Timgad da, bu sistemin eskiden beri kullanıldığına kanıttır.

Pompei kentine ait bir şehir planı

Dikey ızgara: Gökdelenler ve yüksek katlı binalar

20. yüzyılda ızgara sistemi, sadece yatay değil dikey olarak da kullanılmaktadır. Gökdelenler ve yüksek katlı binalar dikey ızgaraya örnektir. Bu gökdelenlerin 6. katı ile 30. ve ya 33. katı arasında görsel bir ilişki kurulamaz. Bir nevi ruhsuzdur. Bunun çözümü ise bir kentin geçmişine, geleneklerine ve yaşayış, duygu biçimine uygun binalar ve kentler inşa etmektir. Her kent kendine özgü olmalıdır. Seri üretim şeklinde yapılan şehir düzenlemesi, kenti kişiliksiz hale getirmektedir.

Fransız mimar Le Corbusier’e göre, Amerikan kentleri makinedir. Bunlar; ızgara-cadde makinesi ve gökdelen makinesidir. Tarihi dokudan izler taşıyan eski binaların cepheleri ve aşınmış kaldırım taşları, geçmişin bir uzantısıdır. Bu kentler, kendine has özellikler ve belirli bir kimlik taşır.

Richard Sennett’e göre kent tasarlamak, bir toplum tasarlamakla aynı şeyi ifade eder. Sennett, kentin bir kişiliği olursa toplumlarında kişilikli olacağını söyler.

Yorumlar (0)
12°
açık