Türkiye'nin dünyaya entegrasyon süreci

Tarihte bugün... Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkilerin hukuki temelini oluşturan Ankara Antlaşması, 12 Eylül 1963'de imzalandı.

Türkiye'nin dünyaya entegrasyon süreci

Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), 25 Mart 1957'de Roma'da imzalanan anlaşma ile kuruldu. Türkiye, 1 Ocak 1958'de Roma'da imzalanan anlaşmayla yürürlüğe giren Avrupa Ekonomik Topluluğuna 31 Temmuz 1959'da üye olmak için başvurdu. Türkiye'nin bu topluluğa başvurusunun altında farklı ekonomik ve siyasi nedenler yatıyordu. En çok bilinen nedenler arasında Batılılaşma ve çağdaşlaşma çabalarını sürdürme, Soğuk Savaş döneminde siyasi ve ekonomik izolasyondan ve Sovyetler Birliği'nin baskısından kurtulma, Batı bloğundaki yerini ekonomik entegrasyonla destekleme, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) karşısında denge arayışı, topluluğun yardımlarından faydalanma ve topluluğa üye devletlerdeki mevcut pazar payını koruma ve Yunanistan'ın Avrupa'da Türkiye aleyhindeki girişimlerine engel olma vardı.

Aslında Türkiye'nin ivedilikle topluluğa bağlanma isteğinin iki önemli nedeni bulunuyordu. Bu nedenleri, dönemin Türk yetkilileri şu şekilde açıklıyordu: "Türkiye, uzun dönemde Batı Avrupa'da kurulabilecek siyasal bir birliğin dışında kalmak istememektedir. Öte yandan, Türkiye, Yunanistan'a verilecek ticari tavizlerden de yoksun kalmamak amacındadır." Bu açıklamalar, Türkiye'nin Yunanistan'ı yakından takip ettiğini ve gerisinde kalmak istemediğini gösterdi.

Türkiye'yi kendi taraflarına çekme isteği

Avrupa Ekonomik Topluluğunun Türkiye'nin başvurusuna yaklaşımı olumluydu. Olumlu yaklaşımın en önemli nedeni, üye devletlerin Soğuk Savaş döneminde yaşadıkları güvenlik kaygılarıydı. Topluluğa üye devletler, Türkiye'nin Doğu Bloğu ülkelerine yakınlaşmasını engelleyerek, Doğu Akdeniz'in kendi kontrolleri altında kalmasını sağlamak istediler. Yani Sovyetler ve Komünizm tehdidi nedeniyle Türkiye'yi kendi taraflarına çekme istekleri baskın çıktı. Ayrıca, henüz 1957'de Roma Anlaşması ile yeni kurulan topluluk, kendini uluslararası alanda tanıtma ihtiyacı duydu. Özellikle de Avrupa'daki alternatif oluşum olan Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) karşısındaki konumunu güçlendirme isteği, başvuruya olumlu yaklaşılmasının bir diğer nedeniydi.

Konseyden gelen cevap!

Fakat Türkiye'nin başvurusuna Topluluk Konseyi tarafından verilen cevap şöyleydi: "Türkiye'nin kalkınma düzeyi, tam üyelik yükümlülüklerini üstlenmesine imkân vermemektedir. Ancak Avrupa Ekonomik Topluluğu Anlaşması 238. madde temelinde, tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık ilişkisinin kurulması önerilir." Önerinin dönemin Türk hükümeti tarafından kabul edilmesi üzerine, taraflar arasında bir ortaklık anlaşması imzalanması için müzakerelere başlandı. Ancak müzakereler, birçok kez kesintiye uğradı ve 4 yıl boyunca devam etti. Türkiye'de meydana gelen siyasi çalkantılar, bu kesintilerin nedenlerinden biri oldu. Diğer neden ise topluluğa üye devletler arasında Türkiye ile imzalanacak ortaklık anlaşmasının amacı ve içeriği konusunda yaşanan görüş ayrılıklarıydı.

12 Eylül: Gümrük Birliği hedefi!

12 Eylül 1963'te imzalanan Ankara Anlaşması, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Anlaşması (GATT) izninin alınmasının ardından 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girdi. Böylece Türkiye, Yunanistan'ın ardından topluluk ile ortaklık kuran ikinci ülke oldu. Ankara Anlaşması, giriş bölümü dışında 33 madde içeren ana metin, bir geçici protokol, bir mali protokol, son senet ve iş gücü konusunda taraflar arasındaki karşılıklı mektuplardan oluşuyordu. Anlaşmanın ana metninde şu konulara ilişkin hükümler öngörülüyordu:

  • Gümrük birliği,
  • Tarım ürünlerinin, malların, kişilerin, sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşımı,
  • Ulaştırma, rekabet, mevzuat ile ekonomik ve ticari politikaların uyumlu hâle getirilmesi,
  • Ortaklık ilişkisinde çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü,
  • Türkiye'nin tam üyelik imkânları.

Ankara Anlaşması'nın amacı, Türkiye'nin topluluğa entegrasyonunu sağlamaktı. Bu entegrasyon, aşamalı olarak gelişecek ve sırasıyla ekonomik ve siyasi temelde gerçekleşecekti. Anlaşmanın ekonomik amacı, taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri, aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi teşvik etmekti. Bu temel amaca ulaşırken Türkiye açısından gözetilmesi gereken şartlar; Türkiye ekonomisinin hızlandırılmış kalkınması, Türk halkının istihdam seviyesinin ve yaşam koşullarının yükseltilmesini sağlama gereğiydi. Anlaşmanın amacına ulaşması için, 'Gümrük Birliği'nin gittikçe gelişen şekilde kurulması öngörüldü. Yani 1996 yılının sonunda gerçekleşecek olan Gümrük Birliği'ni gerçekleştirme hedefi, 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması'nda ortaya kondu. Gümrük Birliği, nihai hedef olarak değil, Türkiye'nin topluluğa entegrasyonunu sağlamak için bir araçtı.

Türkiye'nin topluluğa tam üyeliği amaçlandı

Ankara Anlaşması'nın siyasi amacı, giriş bölümünde, "Türk halkı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu içinde bir araya gelmiş halklar arasında gittikçe daha sıkılaşan bağlar kurmak” olarak açıklandı. Giriş bölümünün devamında bu doğrultuda, "Türk halkının yaşama seviyesini iyileştirme çabasına, Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun getireceği desteğin, ileride Türkiye'nin topluluğa katılmasını kolaylaştırmasını kabul ederek..." şeklinde bir vurgu yapıldı. Bu bağlamda anlaşmanın 28. maddesinde, "Anlaşmanın işleyişi, topluluğu kuran anlaşmadan doğan yükümlülüklerin Türkiye tarafından üstlenilebileceğini gösterdiğinde taraflar, Türkiye'nin topluluğa katılması olanağını inceleyecekler." hükmüne yer verildi. Bu düzenlemelerden, Ankara Anlaşması'nın nihai ve temel hedefinin, Türkiye'nin topluluğa tam üyeliği olduğu açık bir şekilde görülüyor. 

Anlaşma öncelikle Türkiye'nin tam üyeliğin getireceği ekonomik, sosyal ve hukuki düzeydeki yükümlülüklerini yerine getirmesini, belli bir ekonomik gelişmişlik düzeyine ulaşmasını “katılmanın ön koşulu” olarak hükme bağladı. Bu yüzden söz konusu anlaşma, “tam üyeliğe götüren ortaklık anlaşması” olarak nitelendirildi. Ankara Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden bu yana 50 yılı aşan bir zaman geçmesine karşın, öngörülen hedefler tam olarak gerçekleştirilmiş değil. Ortaklığın geçiş dönemini düzenleyen ve 23 Kasım 1970'te imzalanan Katma Protokol'deki sürelere yeterince uyulamaması, burada özellikle vurgulanması gereken bir husus. Ortaklık ilişkisi, Türkiye'yi topluluğun iç pazarına, “kısmen ve pasif” bir şekilde dâhil etti.

Katma Protokol ile geçiş dönemi

Katma Protokol, 1 Ocak 1973'te yürürlüğe girdi. Böylece hazırlık dönemi sona erdi ve geçiş dönemi başladı. Katma Protokol, Ankara Anlaşması'nda yer alan hükümlerin Türkiye'nin ekonomik durumuna uygun biçimde yürürlüğe konulmasını sağlayan ve 64 maddeden oluşan bir uygulama anlaşması. Bu dönemde, taraflar arasında sanayi ürünlerini konu alan bir gümrük birliğinin topluluk tarafından derhâl, Türkiye tarafından aşamalı olarak gerçekleştirilmesine karar verildi. Türkiye, topluluk çıkışlı mallara uygulanan gümrük ve eş etkili vergilerini, 12 ve 22 yıllık süreler içinde aşamalı olarak kaldırmayı taahhüt etti. Türkiye, aynı dönem içinde, topluluğun ortak gümrük tarifesi ve tarım politikasına uyum sağlayacağı taahhüdünü de verdi. Ayrıca, Katma Protokol'de ithalat miktar kısıtlamaları yani kotalar ve eş etkili tüm önlemler, ilke olarak her iki taraf için de yasaklandı. 

Üyelik başvurusu reddedildi

Türkiye, 1970'li yıllarda yaşadığı ekonomik krizler ve iç siyasi sorunları, 80 ihtilâli ve Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle Katma Protokol'den doğan yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandı. Hatta Türkiye, Katma Protokol'ün yürürlüğe girişinin hemen öncesinde gümrük vergilerini yüzde 50 artırdı. Bu hareketin temelinde, ülkenin iç politik yaşamında o dönemde yaygın olan düşünce ve endişeler vardı. Bu nedenle de koruma önlemlerinin muhafaza edilmesi gerektiği yönünde görüşler ön plana çıktı. Dönem içinde oluşan şartlar sebebiyle Türkiye, Ankara Anlaşması'nda öngörülen bütünleşme sürecinin tamamlanmasını beklemeden 14 Nisan 1987 tarihinde üyelik başvurusu yaptı. Bu erken başvuru, toplulukların kendi iç bütünleşmesini tamamlamadan yeni bir üye kabul edemeyeceği gerekçesiyle reddedildi. Ancak Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve siyasi alanda gelişmesi gerektiği ifade edilerek ilişkilerin Ortaklık Anlaşması çerçevesinde geliştirilmesi önerildi.

Ortaklık konusunda alınan yol, beklentilerin altında

Türkiye, 1996 yılından itibaren topluluğun Gümrük Birliğine dâhil oldu ancak ortaklığın diğer düzenleme alanları ve mali iş birliği konusunda alınan yol, beklentilerin bir hayli gerisinde kaldı. Ortaklık ilişkisinde Türkiye lehine işleyebilecek en önemli denge unsurlarından birisi olan işçilerin serbest dolaşımı, üye devletlerdeki durgunluk nedeniyle istenilen ölçüde uygulanamadı. Bunun yanında, öngörülen mali yardımlar da siyasi nedenlerden dolayı yeterince hayata geçirilemedi. 

Ortaklık rejiminin düzgün şekilde işletilememesinin önemli bir nedeni, anlaşmanın yorum ve uygulanmasında, taraflar arasında ortaya çıkacak uyuşmazlıkları çözecek kurumsal bir yapılanmanın yani yargı mekanizmasının yokluğu oldu. Ortaya çıkan sorunların çözümü, tümüyle tarafların iyi niyet ve dürüstlüğüne terk edildi.

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2019, 13:26

Banu Fırıncılar

Banu Fırıncılar, 1995 yılında İzmir’de doğdu. İlkokul ve lise eğitimini İzmir’de tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih bölümünü kazandı. Üniversite yıllarında Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nde staj yaptı ve çeşitli internet sitelerinde çevirmen olarak çalıştı. Aynı zamanda Orta Doğu Araştırmaları alanında seminerlere katıldı. Üniversiteden Ocak 2019’da mezun oldu ve şubat ayından beri Habernediyor.com’da editör olarak çalışıyor.


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER