Babacan'ın partisi ve siyasette dönüşen dengeler

10 Eylül'de 2020'den önce yeni partinin kurulacağını işaret eden Babacan'ın röportajı Türkiye siyaseti için ne anlam ifade ediyor?

Babacan'ın partisi ve siyasette dönüşen dengeler

AK Parti son dönemlerde ekonomik krizin etkileriyle mücadele etmeye çalışırken diğer yandan dış politikada müttefiki ABD'yle F-35 ve AB'yle Suriyeli sığınmacılar krizini çözmeye, yerel seçimlerde yaşadığı kayıplardan sonra iç politikada güveni tekrar tesis etmeye çabalıyor.

Parti içi politik dengelerde yaşanan değişimlerse Türkiye gündeminde merak konusu olmaya devam ediyor.

AK Parti'nin kuruluşunda görev alan ancak artık parti içinde aktif siyaset yapmayan birçok ismin eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'la beraber yeni parti kuruluşunda görev alacağı uzun zamandır konuşulurken, kilit isim Babacan verdiği röportajda yıl bitmeden partinin kurulacağı sinyalini verdi.

"Türkiye’ye neden yeni bir parti gerektiği" sorusuna “beyaz bir sayfa... yeni bir gelecek vizyonu” cevaplarını veren Babacan, AK Parti'den istifasını ise "partinin başlangıç ilkerinden taviz vermesi ve uzaklaşması" olarak açıkladı. İnsan hakları, özgürlükler, çoğulcu demokrasi ve hukukun üstünlüğünün inandığı ve savunduğu değerler olduğunu vurgulayan Ali Babacan’ın demeci dışında siyaset bilimi açısından bir yaklaşım getirilirse "AK Parti’yi iktidarda tutan ilkeler başka nelerdi?" sorusunu sormak kaçınılmaz olacak.

AK Parti hangi ilkelerle iktidarda kaldı?

2002 yılından bugüne AK Parti’yi iktidarda tutan kavramları irdelediğimizde geniş kavram havuzundan karşımıza "popülizm", "neoliberalizm" ve en sonunda "neoliberal popülizm" kavramları çıkıyor. Peki bu kavramlar neyi ifade ediyor?

Türk Dil Kurumu popülizmi, esasında halkla ilgili her şeyi yüceltme eğilimi ve tutumu olarak tanımlıyor. Toplumsal gerginlik hislerinin yaygınlaştığı 2001 krizi gibi dönemlerde, o dönemin koşullarına göre şekillenen geçici tepkilerin bir bütünü olarak algılanabilir.

Neo-liberal politikalar ise piyasa ve devlet ayrışması, serbest piyasanın daha verimli, devletçi vesayetinse yavaşlatıcı, verimsiz ve hantal olduğu yönündeki bir algıyı kabul eder. Neo-liberallere göre devlet müdahalesi sürekli olarak ekonomik sorunlar yaratır ve kaynakların yanlış kullanılmasına sebep olur, rantçılık ve teknolojik olarak gelişememe gibi sonuçları doğurur.

Bu ikisinin evliliğinden doğan neoliberal popülizm ise hem popüler siyasal desteğin hem de piyasanın çıkarlarının korunmasıyla sağlanan bir toplumsal piyasalaştırmadır denebilir. Ücretsiz dağıtılan ders kitapları örnek olarak verilebilir. Bu aynı anda hem toplumsal bir desteği sağlarken, aynı zamanda piyasanın da mutlu olmasını sağlayacak bir denge tutturur.

Bunların yanında AK Parti’ye siyaset hayatında bugünkü rolünü sağlayan diğer kavramsal unsurlar ise şöyle:

-Millî irade kavramında cisimleşmiş siyasi reform ve demokratikleşme söylemleri, AB reformları, kültürel, dinî kimliklerin tanınması,
-İslami muhafazakârlık,
-Yeni-Osmanlıcı ve Orta Doğu’da liderlik arzusunda bir dış politika.

Bu unsurların hepsinin birleşiminde pek çok siyasi ve ekonomik dar boğazı kişiliğinde cisimleştirdiği partisiyle beraber atlatan Recep Tayyip Erdoğan faktörünün de partinin siyasi bekası ve ülkenin ekonomi gündemi açısından belirleyici rolü olduğu tüm kesimlerce kabul görüyor.

2020 ABD başkanlık seçimleri süreci başlamışken ve Demokrat Partili aday adaylarının hepsi, farklı siyasi platform önererek, Donald Trump’ı alt etme vizyonlarıyla podyuma gelmekteyken; Türkiye siyasetinin de küresel ölçüde söyleyeceği bir şeyler olabileceğini belirten uzmanların işaret ettiği paralellik editörlerimizden İrem Çorum’un yaptığı "Trump’ın tweetleri ve ekonominin seyri"ne ilişkin haberde de karşımıza çıkıyor.

Ekonominin siyaset üzerindeki etkisi tam tersi şekilde siyasetin ekonomiyi belirleyiciliğine doğru evriliyor gibi görünse de bugün gerçekleşecek faiz indirimine işaret eden (Haber yayına hazırlanırken TCMB, faiz kararını açıklamamıştı. Haber yayına verildikten sonra TCMB faiz oranını yüzde 3,25 oranında düşürdü) ve enflasyonun düşeceğini de iddia eden Erdoğan’ın durumu ünlü İtalyan siyaset bilimci Gramsci’den bir alıntıyla açıklanırsa daha doğru olur.

Gramsci basitçe ekonomik süreçlerle desteklenmedikçe tesis edilen hegemonyanın kırılganlaşacağını belirtiyor.

Güney Dakota Üniversitesi öğretim üyesi Evren Çelik Wiltse ise 23 Haziran'daki İstanbul seçimlerinin ardından, iktidarın artık sosyal yardımlar veya kamu ihaleleri vasıtasıyla çoğunluğu garantileyemediğinin ortaya çıktığını ifade ediyordu.

Bu ifadeler Metropoll’ün yaptığı son araştırmayla da destekleniyor. Türkiye'nin Nabzı Ağustos'19 araşatırmasının sonuçlarına göre


Cumhurbaşkanı Erdoğan’a görev onayı vermeyenlerin oranı  geçen yılın Temmuz ayına göre yüzde 10’luk bir artış gösterdi.

Peki Ali Babacan’ın ekonomik yaklaşımı ve buna gelen tepkiler nasıl?

Ali Babacan'ın genel olarak neo-liberal anlayışa dayanan ekonomi anlayışı kabaca; kamu üzerindeki borç yükünün asgari düzeye çekilmesi, böylece uzun vadede kamunun borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi, özel sektörün ise hem iç hem uluslararası piyasada kredi olanaklarına erişiminin önünün açılması üzerine kuruluydu.

Ekonomi Bakanlığı yaptığı dönemde gelişmiş ülkelerde dönüt bulamayan yatırımcılar, büyüme oranları ve istikrarıyla dinamik bir ekonomi politikası izleyen Türkiye’yi listesinin üst sıralarında tutuyordu.

Bazı uzmanlara göre diğer yandan bu strateji, kredi büyümesini patlatıp bugün yaşanan özel sektör borçluluğu sıkıntılarının da temelini attı.

Babacan’a kritik yaklaşanlar bu politikalarla 90'lar ve 2000'li yılların başlarında kamunun üzerindeki borç yükü ve riskin kaybolmadığını, bu yükün sadece özel sektör ve tüketicilere yönelerek cari açığın patlak verdiği görüşlerine sahip.

"Bu süreç sonunda Türkiye yalnızca yüksek cari açık vererek büyüyebilen bir ülke olarak dış şoklara karşı kırılganlaştı" diyen eleştirmenler son yıllardaki ekonomik sorunların nedenlerinin biraz da burada yattığını savunuyor.

Vurgusu nelere yönelik? Nasıl bir parti olacak? Kadroda kimler var?

Söyleşide özgürlük, adalet ve ekonomiye vurgu yapan Ali Babacan, partiyi kurma nedenlerinin de bu olduğunu ifade etti. Artık AK Parti içerisinde bir şey yapma imkânının kalmadığına değinen eski bakan “Hayalimiz bu değildi, çok daha farklı bir Türkiye istiyorduk.” dedi.

Partiye yönelik beklentiler, partinin merkezde yer alacağı yönündeyken; Babacan da "partide toplumun her kesiminden insanlar olacağını ancak isim veremeyeceğini" dile getirdi. Buna ek olarak eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’yla ilgili soruya ise "yakın dost oldukları ancak yöntem ve üslup farkları bulunduğu" cevabını verdi.

Bunun yanında partide kimler olacağıyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmayan Babacan, geleceğe bakarak tam anlamıyla bir ekip çalışmasına ihtiyaç duyduklarını söyledi.

"Susamam" vurgusu, değişen roller ve şapkalar

Son günlerde gündeme gelen #Susamam şarkısıyla ilgili olarak Babacan, "Şarkıda toplumun dertleri ve kaygıları için harekete geçilmezse, bir şey yapılmazsa, susulursa olacaklardan herkesin sorumlu olduğu vurgulanıyor." dedi.

Özgürlüklerle ilgili sorunlarda somut bir örnek vermese de Ali Babacan, Karar gazetesindeki demecinde, "Basına, aydın, akademisyen ve muhaliflere yapılanlar kabul edilemez" ifadelerini kullandı. Bağımsız yargıya da vurgu yapan Babacan, demokrasilerde göz ardı edilen hukukun otokrasiye dönüşebileceğini ifade etti.

Konuşmasında sıkça yaptığı ‘biz’ vurgusu dikkat çeken Ali Babacan, AK Parti’nin kurulu bir düzene isyan, bir özgürlük talebi olarak ortaya çıktığını, bugün kurulu düzene bakınca benzerliğin çok olduğunu ifade etti. Babacan’a göre benzerliğe rağmen roller ve şapkalar değişti.

Siyasi tarihe bakınca…

1970 yılı Türk sağı için parçalanma yılı olmasıyla biliniyor. O sene kurulan iki parti; Adalet Partisi’nden (AP) listelere giremeyen Necmettin Erbakan’ın partisi "Millî Nizam Partisi" (MNP) ile 18 Aralık 1970 tarihinde Adalet Partisi'nden ayrılan Ferruh Bozbeyli tarafından kurulan "Demokratik Parti" (D.P.) idi. AP tabanından farklılaşmayı başaramayan D.P. siyaseten silinirken, farklı bir tabanı hareketlendirmeyi başarabilen MNP -daha sonra Millî Selamet Partisi (MSP) olacak- “Milli Görüş” bakışıyla siyasetin bugününü dahi etkileyen bir moment yakalamıştı.

Karışık dış politika gündemi ve iç siyasette kayıplarına rağmen uzun bir yönetim ve liderlik bakiyesine sahip iktidar partisinin karşısında Ali Babacan’ın partisi ve kendi içinde kırılgan olan diğer muhalefetin ilerleyen zamanlarda nasıl bir politik tablo ortaya çıkartacağına dair temkinli yaklaşan uzmanlar, politik iklimin sayısız senaryoya gebe olduğuna vurgu yapıyor.

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2019, 16:11

Umur Gerenli

1994 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş olup ilk ve orta öğretimini yine İstanbul’da tamamlamasının ardından lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde tamamlamıştır. ODTÜ'de SBKY'de yüksek lisans öğrencisi olan Umur Gerenli, Eylül ayında habernediyor.com’da çalışmaya başladı.


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER