Doğu Akdeniz'in kaderi ne olacak?

Türkiye ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki çıkmaz büyümeye devam ediyor. Peki bölgede şu ana kadar neler yaşandı ve bölgenin geleceğinde ne var?

DÜNYA 04.10.2019, 11:22 05.10.2019, 12:32 Oğuzhan Sabuncu
Doğu Akdeniz'in kaderi ne olacak?

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Cuma sabah saatlerinde Türkiye’ye çağrıda bulundu. Türkiye’nin, GKRY’nin “lisansını çıkarttığı” kıyı ötesi hidrokarbon bölgelerinde sondaj çalışmaları yapması gerginliğin artmasına sebep oldu.

TCG Gemlik eşliğinde çalışmalarına devam eden Yavuz sondaj gemisinin sözde Rum karasularında araştırma yapması, Fransız ve İtalyan şirketlerine sondaj izni veren Rumları kızdırdı. Rum yönetimi, açıklamada Türkiye’yi “çok eski zorbalık taktikleri” kullanmakla suçladı ve acilen bölgedeki gemilerini geri çekmeye çağırdı.

Rum yönetimi başkanlığı, “Bu son olay Türkiye’nin, Avrupa Birliği’nin ve uluslararası camianın ‘usulsüz’ faaliyetleri durdurma çağrısını duymazdan geldiği yönünde bir örnektir” dedi.

Açıklamada aynı zamanda Türkiye’nin, GKRY’nin doğal kaynaklarını keşfetme ve kullanma özgürlüğünü ihlâl ettiğini, GKRY’nin bağımsızlığına saygı duyması gerektiği belirtildi.

Cuma sabahı erken saatlerde sondaj gemisi Yavuz’un Kıbrıs adasının 51 deniz mili güneybatısında bulunduğu biliniyor. Türkiye, AB ve GKRY’nin çağrılarına rağmen şu ana kadar adanın doğusu ve batısında sondaj çalışmaları yaptı.

Peki, Doğu Akdeniz gerginliğinin sebepleri neler?

Gerginliğin temelleri, 2000’li yılların başlarında Doğu Akdeniz’de var olabileceği konuşulan doğal kaynak rezervlerinde yatıyor. Yapılan araştırmalardan sonra bu kaynakların var olma ihtimalleri güçlenince, GKRY bölge ülkeleri olan İsrail, Lübnan ve Suriye ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları imzaladı. Türkiye ise bu anlaşmalara GKRY’nin Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’nin bölge sularındaki haklarını ihlâl ettiği gerekçesiyle konuyu Birleşmiş Milletler’e (BM) taşıdı. BM, Türkiye’nin itirazlarını haklı buldu ve Türkiye’nin bölgedeki münhasır ekonomik bölge savlarını onaylayarak haritaları yeniden şekillendirdi. Böylelikle Türkiye, egemenlik haklarını uluslararası hukuk aracılığıyla güvenceye almak için önemli bir adım atmış oldu.

2007 yılında ise Rum yönetimi, Doğu Akdeniz’de 13 yeni arama sahası ilan etti. Türkiye, bu ilanı yine BM’ye taşıdı ancak Rum yönetimi durumun sonuçlanmasını beklemeden global petrol şirketlerine bölgede arama yapma izni vermeye başladı. Bu provokatif hareketlere karşılık olarak Türkiye de Doğu Akdeniz’de kendi münhasır ekonomik bölgesi dâhilinde kalan bölgeler, yani Kıbrıs’ın doğusu ve kuzeyinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) arama izni verdi.  

Yukarıdaki resimde GKRY tarafından ilan edilen MEB’in dâhilinde kalan alanlara bakıldığında Kıbrıs'ın güneybatı açıklarındaki 1, 4, 5, 6, 7 numaralı bölgelerin Türk kıta sahanlığıyla, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 numaralı bölgelerin ise KKTC'nin hak iddia ettiği bölgelerle kesiştiği görülüyor. Bu durum, Türkiye ve KKTC’ye ait hak ve menfaatlerin ihlâl edilmesi anlamına geliyor.

İsrail’in münhasır ekonomik bölgesinde kalan ve sırasıyla 2009 ve 2010’da keşfedilen 280 milyar metreküplük Tamar ve 620 milyar metreküplük Leviathan gaz sahaları ise dikkatlerin bölgede oldukça yoğunlaşmasına sebep oldu.

Gerginliğin büyümesi

Türkiye ve GKRY arasındaki gerginlik, Rum yönetiminin bölgeye ABD menşeili ExxonMobile ve Noble şirketleriyle Fransız Total, İtalyan ENI ve Rus Novatek gibi büyük enerji şirketlerini davet etmesiyle oldukça tırmandı. Özellikle ExxonMobile’ın 10 numaralı bölgede yaptığı çalışmalar Türkiye tarafından büyük tepkiyle karşılandı.

GKRY’nin bu adımları üzerine Türkiye önce Fatih sonra Yavuz sondaj gemilerini Türk Donanması savaş gemileri eşliğinde bölgeye yolladı.

Türkiye ve uluslararası tepkiler

Özellikle Avrupa Birliği ve ABD, Türkiye’nin ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’de haklarını korumaya yönelik hareketlerine çok şiddetli tepki gösterdi. Bu tepkilerin başlangıç noktası olarak Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun KKTC ziyareti esnasında 4 Mayıs’ta Fatih sondaj gemisinin adanın batısında arama çalışmalarına başladığını açıklaması gösterilebilir.

Türkiye’ye yönelik ilk tepki, GKRY de bir üyesi olduğu için Avrupa Birliği’nden geldi. AB Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Türkiye’nin Rum yönetiminin “egemenlik haklarına” saygı duyması gerektiğini söyleyerek Türkiye’nin davranışlarını kınadı. Hemen ardından ABD Dışişleri Bakanlığı da bu adımın provokatif algılandığını, gerginliğin daha fazla artmadan Türkiye’nin arama çalışmalarını durdurması gerektiğini söyledi.

Türkiye ise Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla iki tarafa da “"Üçüncü tarafların kendilerini adeta uluslararası mahkeme yerine koyarak deniz sınırlarının nereden geçeceğini tayin etmeye çalışmaları kabul edilemez" diyerek tepkisini ortaya koydu. Türkiye aynı zamanda AB’yi Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hiçbir yardımı dokunmadığı yönünde eleştirerek, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları arama faaliyetlerinden Türkiye’nin uzak tutulamayacağını söyledi.

Bölge ülkelerinin çıkarları ve temel politikaları

GKRY, adadaki Türk yönetimini ve Türkiye’nin varlığını görmezden gelerek ve oldubittiye getirmeye çalıştığı hareketleriyle bölgedeki doğal kaynaklardan tek başına faydalanmak istiyor. Bunu yaparken ise AB üyesi olmanın getirdiği ‘meşruiyeti’ kullanmaya çalışıyor.

Türkiye, adadaki garantör statüsüyle hem KKTC’nin hem de kendisinin haklarını uluslararası mecrada hukuksal yollarla ve diplomasi aracılığıyla çözmeye çalışırken aynı zamanda oldubitti durumunu engellemek için gemileriyle bölgeyi korumaya devam ediyor. Asıl amacı bölgedeki kaynakların hakça paylaşılması olan Türkiye, bu duruma bir çözüm bulunmadığı sürece kendisinin ve KKTC’nin haklarını koruyabilmek için şu ana kadar takındığı taviz vermez tavrı devam ettirmeye çalışacak.

Lübnan, 2007’de GKRY ile imzaladığı MEB anlaşmasıyla bu hukuksuz girişime dâhil durumda; ancak Lübnan için asıl problem İsrail ile 9 kilometrelik bir bölgede çakışan münhasır ekonomik bölgeler. Başlarda Doğu Akdeniz gazlarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarma niyetinde olan İsrail ise ABD desteğini aldıktan sonra Türkiye’ye bu konuda mesafe koymuş durumda.

2003’te GKRY ile MEB anlaşmasını imzaladıktan sonra Mısır, 11. parselde keşfedilen ve bölgenin şu ana kadarki en büyük gaz rezervine sahip Zohr sahasını üretime açıp gaz ihracatçısı olmak için uğraşıyor ve İsrail ve GKRY ile sıkça görüşmeler gerçekleştiriyor.

Bölgedeki gerginlik askerî çatışmaya yol açar mı?

Bölgedeki hareketlilik oldukça yoğun olduğu için içlerinde ABD, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın da olduğu birçok ülke Doğu Akdeniz’de hatırı sayılır bir deniz gücü barındırıyorlar. Türkiye KKTC ile, Yunanistan ise GKRY ile sıkça ortak tatbikatlar düzenleyerek bölgede herhangi bir çatışmaya hazır olduklarını gösterme çabasındalar.

Fakat her ne kadar bölgede önemli askerî güçler bulunsa ve tatbikatlar yapılsa da bu ülkelerin hiçbiri kendilerinin zararlı çıkacağı bir askeri çatışmaya girmek niyetinde değiller.

Kriz çözülebilecek mi?

Uluslararası hukuktan doğan haklarının korunması ve sorunların diplomasi ile çözülmesini dileyen Türkiye, adadan bağının koparılmaya çalışmasına çok sert bir şekilde karşı olduğunu defalarca dile getirdi. KKTC lideri Mustafa Akıncı’nın çözüm önerisi olan, KKTC ve GKRY’den eşit sayıda üye barındırması planlanan ve BM gözetiminde işlemesi düşünülen Hidrokarbonlar Ortak Komitesi, Türkiye’nin de desteğini almış durumda.

Bu diplomatik ve eşitlikçi öneriye ise GKRY’nin, Yunanistan’ın ve AB’nin vereceği tepki hem Türkiye hem de KKTC tarafından heyecanla beklenmekte.

Yorumlar (3)
Recep 3 hafta önce
Harika
Nesli 3 hafta önce
Harika
Deniz 3 hafta önce
Muthis bir haber. Elinize saglik.
açık