Uzmanlar uyarıyor! Kanserlerin yüzde 3'ü bu hastalık kaynaklı!

Başkent Üniversitesi Adana Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Sorumlusu Prof. Dr. Hüsnü Çelik, 200’ü aşkın türü olan ve günden güne yeni bir türü ortaya çıkan Human Papilloma Virüsü'nün (HPV), insanlara has bir DNA virüsü olduğunu söyleyerek, dünyada ortaya çıkan rahim ağzı kanserlerinin yüzde 70’inden fazlasının tip 16 ve 18, yüzde 30’luk kısmınının ise diğer tip Human Papilloma Virüslerinden oluştuğunu dile getirdi.  

SAĞLIK 19.07.2022, 16:04 20.07.2022, 13:31 Ömer Aksan
Uzmanlar uyarıyor! Kanserlerin yüzde 3'ü bu hastalık kaynaklı!

Prof. Dr. Hüsnü Çelik, Human Papilloma Virüsü (HPV) ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. 

HPV nasıl bulaşır?

Prof. Dr. Hüsnü Çelik tarafından yapılan açıklamada, 200 türün arasında 14 tanesi onkojenik yani kanser bakımından yüksek riskli olarak değerlendirilen HPV tipi olduğunu vurgulayarak, "Bu 14 tipin arasında kanser yapma ihtimali en yüksek olanlar 16 ve 18 tip virüslerdir. Dünya genelinde ortaya çıkan rahim ağzı kanserlerinin yüzde 70’ine yakınını tip 16 ve 18, yüzde 30’luk bölümünü ise diğer tip Human Papilloma Virüsleri oluşturmaktadır" sözlerini kullandı. 

Cinsel temas yoluyla bulaşan bu virüsün, cinsel dışı yollarla da bulaştığına ilişkin az da olsa vakaların da literatürde bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Hüsnü Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“HPV, HPV lezyonları ile uğraşan cerrahların mide sıvılarında görülmüş. Yani şu anlam çıkıyor. Bu virüsün tedavisi esnasında kullanılan yakma adı verilen koterizasyon işlemi esnasında oluşan duman yolu ile solunum sebebiyle virüsler vücuda girebiliyor. Ortak kullanılan birtakım cerrahi malzemelerden bulaştığına ilişkin de küçük araştırmalar da var. Küçük de olsa çalışmalar, cinsel dışı yollarla da virüsün bulaşabildiğini gösteriyor diyebiliriz. Bu virüsler, normalde cildin ciltle teması yoluyla bulaşır. Yani cildin temas etmesi lazım. Gerçekleştirilen çalışmalarda genital yerlerinde HPV taşıyan kadınların, saç ve tırnak gibi keratin içeren bölgelerinde de HPV’nin olduğu anlaşılmış. Fakat bu virüs, ısıya ve ışığa karşı oldukça duyarlı, yani bir anda kayboluyor. Bu sebeple cilde herhangi bir bulaş saçta ve yüzde olsa dahi güneçte ve açık havada hemen etkisini kaybedebiliyor. Böylece bizim için tek kritik bulaş yolu, cinsel temas olarak kalıyor.” 

"Kanserlerin yüzde 3'ü HPV kaynaklı"

Prof. Dr. Hüsnü Çelik, erkeklerin de HPV virüsünü taşıdığını söyleyerek, "Erkeklerde de penis kanserlerinin sebebi olabiliyor. HPV yalnızca genital kanserler ile bağlantılı değil. Başka organlarda da ayrıca kansere yol açabiliyor. İnsanlardaki kanserlerin yüzde 3’üne yakınının kaynağı HPV’dir. Örneğin; larinks kanserleri, nazofarenks kanserleri, vulva ve anorektal kanserlerinin bir bölümü HPV kaynaklıdır. Erkeklerde de yine genital bölge kanserleri veya diğer kanserlerden bir bölümü HPV ile ortaya çıkabiliyor” dedi.

Kadından erkeğe bulaşan virüsün, erkekten kadına yeniden geçtiği düşünüldüğü zaman virüs varlığının sürekli olarak devam ettiği düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Çelik, “Bu virüs, kadınlarda olduğu gibi erkeklerde kalıcı olmuyor. Bu şu anlama gelir; kadından erkeğe geçmekte olan HPV’lerin hepsi, erkekten kadına tekrar geçmiyor veya geçemiyor. Çünkü erkekte atılıyor yani hemen temizleniyor. Bu sebeple erkekte uygulanan testler çoğu kez negatif sonuç verir. Burada görülmesi gereken esas nokta; dışarıdan HPV havuzuna tekrar HPV gelmediği yerde yani her iki tarafta tek eşli olduğunca, logaritmik olarak virüs yok ediliyor” sözlerini kullandı. 

"Rutin kontrol oldukça önemli" 

11 ve 16 tip gibi düşük riskli olan HPV belirtilerinin genital yerlerde kondilom, siğiller ve kaşıntıyla birlikte lezyonların olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Çelik, şu değerlendirmelere yer verdi: 

"Ne yazık ki kanser yapan, 16 ve 18 tip HPV’nin bu tarz belirtileri bulunmuyor. Çok az kadında akıntılarda belki biraz artış olabilir fakat genellikle bu tipler taramayla, herhangi bir belirtisi bulunmayan kadınların rutin taramasıyla ortaya çıkıyor. Smear testi gibi bu taramalar yapılıyor. İşlem smear gibi sürüntü örneği alınarak gerçekleştiriliyor. Bu rutin taramalarda, dünyanın değişik bölgelerinde, değişik kuruluşlarca başlangıç yaşı konusunda birbirinden farklı öneriler sunuluyor. Örneğin Amerikan Kanser Cemiyeti, 25 yaşında smear testine başlanmasını öneriyor. Ama genellikle smear testine otuzlu yaşlarla birlikte başlanıyor. Tarama yaşı, Türkiye’de de kendine özgü bir şekilde belirlenmiş. Ülkemizde 35 yaşında kontrollere başlanıp, 5 sene aralıkla yapılması öneriliyor. Bu aralık, biyolojik altyapısı ve kanser öncüsü veya kansere lezyonlar oluşturma aşamasındaki etkinliğine bakılarak tespit ediliyor. Örneğin bir kadın, HPV bakımından negatif ise en az 3 ile 6 sene arasında rahim ağzı kanserinden yüzde 99 düzeyinde muaftır. Her ülkede taramalar, bütçesine ve hastalığın görülme sıklığına göre geliştirilen programlar kapsamında yapılıyor. Ülkemizde görülme sıklığı ise yüzde 3-4 seviyesinde. Almanya ve İngiltere, 5 yılda bir taramaları yaparken, ABD ise senede 1 olarak önerdiği taramayı, 3 senede 1’e çekti. Burada ayrılan bütçe miktarının bir önemi var. Çünkü bütün bütçe taramaya verilmesi durumunda tedavi için de ayrı bir bütçe ayrılması gibi bir durum olabilir.” 

"Sigara içen kadınlarda 30 kat daha çok görülüyor"

30 ve 35 yaşlarında gerçekleştirilen HPV taramasının önemine temas eden Prof. Dr. Hüsnü Çelik, “20-30’lu yaşlarda HPV görülme sıklığı çok fazla olmakla beraber, atılım da aynı oranda çok yüksektir. Virüs, yani kendiliğinden temizlenmektedir. Bu sebeple bu yaş grubunda HPV baktırmanın çok da anlamı yok. Öte yandan HPV’nin varlığı belirlendikten sonra kansere veya hemen kanser öncüsüne sebep olacak diye bir durum yok. HPV’lerin çok büyük bir kısmını işaret eden yüzde 94’ü, 2 yılda temizlenir. 3 seneye ulaşıldığında ise yüzde 98’i atılmış olur. Uzun süreçte yaklaşık bin ile 10 binde bir tanesi kalıcı olabiliyor. Hangi virüsün dirençli kalacağı, seneler içinde belli oluyor. Bunu tespit ettiğimiz zaman söyleyebilmemiz imkansıza yakın. Bu arada, ifadelerim normal bireyler için geçerli. Yani bağışıklık sistemini baskılayan bir rahatsızlığı varsa ve sigara kullanıyorsa, bunu bilhassa vurgulamalıyız, bu süreler ve oranlar geçerli değil. Çünkü HPV’ye karşı sigara, savunma mekanizmasını direkt olarak etkiliyor ve onu bloke ediyor. Bu sebeple diyebiliriz ki HPV’nin hastalığa sebep olma olasılığı, sigara içen kadınlarda 30 kat daha çok oluyor” sözlerini kullandı. 

"Tek eşlilik HPV sıklığını azaltıyor"

Cinsel yolla daha fazla bulaşan bu virüsü engelleyen tek şeyin kondom olduğunu fakat onun da yalnızca yüzde 50 önleyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Çelik, şunları söyledi: 

“En önemli korunma yolu tek eşlilik. HPV geçişini, çiftlerin tek eşli olması önlüyor ve insidansını düşürüyor. Gündemdeki bir diğer tedbir ise HPV aşıları. Ülkemizde de yer alan 4’lü aşı ve dünyada sınırlı kullanılan 9’lu aşı… 6 - 11 ile 16 - 18 tiplerine karşı bir aşılama mevcut. Rahim ağzında nötrazilan antikorları mevcut. Bu söz konusu bölgedeki nötralizan antikorları, aşı tarafından artırılarak HPV’nin tutunması önleniyor.” 

Çelik’in açıklamalarının devamı şu şekilde:

“Vücuttaki immun sistem ile aşı birbirleriyle çok bağlantılı. Bağışıklık sisteminin en yüksek düzeyde yer aldığı dönem, 11-13 yaş aralığıdır. 3 doz olarak normalde yapılan aşı, bu yaş aralığında eğer yapılırsa tek dozun dahi yeterli olabileceğine ilişkin yayınlar yapılmaya başladı. Aşı çalışmalarının yapıldığı ilk yaş 13 ile 26 yaş arasıdır. Bu yaş döneminde 2 doz yapılsa dahi yeteceğine ilişkin yeni araştırmalar yapılsa da, biz rutin olarak hâlâ 3 doz tavsiye ediyoruz. Söz konusu çalışmalar, aşının 45 yaşın üstü kadınlarda da daha etkili olduğunu ortaya koyuyor. Fakat artan yaşla birlikte aşının koruyuculuğunda azalma görülüyor. Normalde aşının koruyuculuğu yüzde 97 ile 99 arasında görülmektedir. Ancak ilerleyen dönemle birlikte korunma oranı daha da azalıyor. Aşı yapılması da tam bir korunma manasına gelmez çünkü biz, 2 tipe karşı aşıyı yapıyoruz. Bu sebeple diğer tipleri bakımından mutlaka kişinin taramalarını sürdürmesi gerekiyor. Dokuzlu aşı yapılsa dahi taramaların sürdürülmesi lazım. Bu taramaların HPV, önerilen kılavuzlar ve smear şeklinde yapılması lazım.” 

"HPV korkulacak bir rahatsızlık değil" 

Kendisinde HPV varlığının farkında olan bir kadının, HPV olduğunun farkında olmayan bir kadına oranla çok daha şanslı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hüsnü Çelik sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gerekli değerlendirmeler gerçekleştirildikten sonra ve takipleri yapıldığı sürece HPV taşıyan kadında, rahim ağzı kanseri ortaya çıkma olasılığı neredeyse yok. HPV, hemen rahim ağzında kansere sebep olmuyor. Bundan önce kanser öncüsü lezyonlar mevcut. Bazılarında ise uzunca yılların ardından kanser ortaya çıkıyor. Kanser öncüsü olarak bilinen lezyonların tedavileri oldukça basit ve sedasyon ismi verilen hafif anestezi kapsamında ağrısız bir biçimde 3-5 dakikalık bir işlemle gerçekleşebiliyor. Bunlar hastanede yatış veya günübirlik işlemler gerektirmiyor. Bir saatte evine dönebiliyor. Burada yeniden vurgulanması gerekenleri anlatmak gerekirse en kritik basamak; kadınların HPV taramasını yaptırması, HPV olması durumunda gerekli değerlendirmelerin gerçekleştirilmesi, bir lezyon mevcutsa tedavisi, bir lezyon bulunmuyorsa tavsiye edilen takip sürelerine bağlı kalmasıdır." 

"HPV, gebeliğin ertelenmesine gerektirmez" 

İlişkinin devamı konusunda hiçbir engel olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:

“İlişkide kondom tercih edilmesi, yüzde 50 oranında geçişleri azaltacaktır. Fakat kondom, söz konusu gebelikten de koruyacaktır. Bu sebeple bu durumda çocuk düşünen çiftlerin, kondom kullanması tavsiye edilmez. HPV olması durumunda gebeliği ertelemenin de gerekçesi yoktur ve rahat bir şekilde kadınlar, gebeliği düşünebilirler. Yeniden vurgulamak gerekirse; her 2 partnerin de tek eşli olması halinde, HPV geçişinin engellenmesi hedefiyle kondom kullanımı tavsiye edilmez. HPV atılımının hızlanması amacıyla kondom kullanılmasını tavsiye eden küçük çalışmalar olmakla beraber bunlar net bir tavsiyeye kanıt olacak seviyede değildir. Sonuç olarak yinelemek gerekirse; HPV, rahim ağzı kanseri ile bağlantılı olarak görülmesi sebebiyle kendinde HPV görülen kadınlarda, başlangıç aşamasında yoğun bir stres ortaya çıkmakta, çiftler arasında ilişkiye ara verilmesi, tartışmaya veya gebeliğin ertelenmesi gibi durumlara yol açmaktadır. Bunlar doğru değildir. HPV olması durumunda gebelik ve ilişki planları devam edebilir. Takipte olunduğu sürece söz konusu virüse bağlı rahim ağzı kanseri olma olasılığı yok gibidir. Tek eşlilik burada en önemli kuraldır”

Yorumlar (0)
22
açık