27 Mayıs: Demokrasiye vurulan ilk darbe

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde demokrasiye vurulan ilk darbenin üzerinden tam 59 yıl geçti. 27 Mayıs 1960 askeri darbesine giden süreçte neler yaşandı? Detaylar haberimizde...

27 Mayıs: Demokrasiye vurulan ilk darbe

Türk demokrasi tarihinin kara lekelerinden biri olan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden tam 59 yıl geçti. Türkiye, 1946 yılında çok partili hayata geçmişti. Henüz kurulalı 6 ay olan Demokrat Parti de kısa bir tereddüdün ardından seçimlere girme kararı almıştı. Demokrat Parti, 21 Temmuz 1946'da gerçekleşen genel seçimlerden sonra seçimlerde usulsüzlük yapıldığı ve seçim yasasının antidemokratik hükümleri olduğuna yönelik eleştirilerde bulunmuştu. Bu yüzden 1946 seçimleri 'hileli seçimler' olarak anıldı.

DP'nin ‘seçimin CHP'nin baskı ve müdahalesi altında gerçekleştiğine’ dair açıklamaları üzerine CHP, partiyi ‘halkı ayaklanmaya kışkırtmak’ ile suçlamıştı. CHP, bu argümanı 1950 yılında gerçekleşecek seçimler öncesinde de kullanarak henüz iktidara gelmeden DP'nin ‘bölücülük’ yaptığı şeklinde bir imaj oluşturmuştu. Bu iddia, DP aleyhine 1960 darbesine giden süreçte de en kritik argümanlardan biri olarak kullanılacaktı.

DEMOKRAT PARTİ İLK ZAFERİNİ KAZANDI

14 Mayıs 1950'deki seçimlere 7 parti katıldı. Bu seçimlerde Demokrat Parti, ilk büyük zaferini kazandı ve yüzde 53 oy alarak 416 milletvekili ile meclise girdi. CHP ise 69 sandalye kazandı.

Seçimi kazandıktan sonraki dönemde DP, halkı yücelten bir politika izlemeyi tercih etti. Partinin ilk yıllarında yaptığı en önemli icraatların başında Türkçe okunan ezanın tekrar Arapça okunmasına dair kanunun Meclise sunulup kabul edilmesi olmuştu.

1954 seçimlerine yüzde 88,63 oranında katılım gerçekleşti. Türkiye Cumhuriyeti'nin en yüksek oyunu alarak iktidarda kalan Demokrat Parti, ilk yıllarından itibaren sivil ve askeri kanadın muhalefeti ile karşı karşıya kaldı.

6-7 EYLÜL OLAYLARI 

6-7 Eylül Olayları, Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evin yanındaki Türk konsolosluğunun bahçesine atılan iki bombadan birinin patladığı, evin ve konsolosluk binasının camlarının kırıldığı haberi ile İstanbul, Ankara ve İzmir'de halkın sokaklara akın etmesi ile başladı. Bu haberin alınmasından sonra azınlıkların çoğunlukta yaşadıkları semtlerde yangınlar çıkarılmış, mezarlıklara ve kiliselere saldırılarda bulunulmuştu.

6-7 Eylül olaylarına ilişkin Yassıada'da dava açılmasında Fuad Köprülü, büyük bir rol oynamıştı. 27 Mayıs 1960 darbesinden 8 gün sonra bir gazeteye açıklama yapan Köprülü, 6-7 Eylül Olaylarıyla ilgili dönemin Başbakanı Adnan Menderes’i ve Başbakan Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu’yu suçlayarak "Bu müessif hadisenin baş tertipçisi ve müsebbibi bizzat Menderes'ti. Kıbrıs'ı fethetmek için bu şekilde bir yol takip etmeyi doğru bulmuştur." dedi.

Atatürk'ün evinin bombalanmasının da bir tertip olduğunu iddia eden Köprülü, "Bizzat tertipçisi Menderes'tir. Kendisine bu aklı yine Kıbrıs fatihlerinden Zorlu vermiştir." dedi. Ortaya atılan bu iddiaların üzerine darbeden sonra Yassıada'da hemen 6-7 Eylül Olayları davası açılmış ve Adnan Menderes ile Fatin Rüştü Zorlu altışar yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Demokrat Parti'nin kurucularından Fuad Köprülü ile uzun süreli bir çekişmeye giren Zorlu, 25 Kasım 1957'de Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendi.

Kişisel husumeti nedeniyle Fuad Köprülü’nün böyle bir röportaj verdiği ve Zorlu'nun mahkûm edilmesini istediği iddia edilmişti.

9 SUBAY OLAYI

Demokrat Parti, 1957 seçimlerinde oy kaybetmiş olmasına rağmen, 424 sandalye kazanmayı başarmıştı. Seçimlerden kısa bir süre önce gerçekleşen ‘9 Subay Olayı’, ordu içinde bir grup subayın hükümete komplo hazırlamak suçundan tutuklanıp yargılanmaları şeklinde gerçekleşti.

DP'nin iktidara gelmesinin ardından ordu içinde bir grup subayın kurduğu örgüt, 1950'li yılların ikinci yarısında genişlemeye başladı.

Hükümete yapılan ihbar neticesinde ortaya çıkan grup, DP iktidarına karşı darbe düzenlemek için kurulmuştu. 9 Subay Olayı, yaklaşık 3 yıl boyunca İstanbul'da etkinlik gösteren gizli örgütün kısa dönemde zayıflamasıyla son buldu.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDEN GÖSTERİLER

Türkiye'de 1946 yılında çok partili hayata geçilmesinden sonra iktidara gelen DP, 10 yıl boyunca iktidarda kaldı. DP iktidarının son dönemlerinde ülkeye hâkim olan gerilim ortamı, zaman zaman şiddetli bir şekilde kendini gösterdi.

Muhalefet partisi CHP'nin Genel Başkanı İsmet İnönü'nün saldırıya uğradığı ve bazı yurt gezilerinin engellendiği iddiaları ortaya atıldı.

Üniversite öğrencileri, hükümet aleyhine gösteriler düzenlemeye başladı. İstanbul Beyazıt Meydanı'nda üniversite öğrencilerinin eylemi sırasında Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz, seken bir kurşunun başına isabet etmesi ile yaşamını yitirdi. Emeksiz'in "polis kurşunuyla hayatını kaybettiği" yönündeki haberlerle olaylar daha da yoğunlaştı. Ülkede yaşananlar, İstanbul ve Ankara'da sıkıyönetim ilan edilmesiyle sonuçlandı.

5 Mayıs 1960 tarihinde Ankara’da bir öğrenci grubu, '555K' yani "5'inci ayın 5'inde saat 5'te Kızılay'da" koduyla bir gösteri düzenledi.

Adnan Menderes, kendisine karşı eylem yapılan yere gitti ve eylemcilerin arasına girdi. O sırada bir genç Menderes'in boğazını sıktı. Adnan Menderes, "Ne istiyorsun?" diye sorduğu gençten "Hürriyet istiyorum." karşılığını aldı. Bunun üzerine Menderes, "Bir başbakanın boğazını sıkıyorsun bundan ala hürriyet mi var?" dedi.

21 Mayıs'ta sokağa çıkan Harp Okulu öğrencileri, Zafer Anıtı'na kadar 'sessiz' yürüyüş yaptı.

ALPARSLAN TÜRKEŞ BİLDİRİYİ OKUDU 

Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bazı general ve subayların oluşturduğu 38 kişilik Milli Birlik Komitesi, 27 Mayıs günü olaylardan rahatsızlık duyulduğu iddiasıyla ‘DP'nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü’ gerekçelerini sunarak yönetime el koydu.

İhtilal, Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından Ankara Radyosundan okunan bildiriyle duyuruldu. Bildiride şunlara yer verildi:

"Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekâta Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır."

GÖZALTILAR, HAPİS CEZALARI, İDAMLAR...

Milli Birlik Komitesi tarafından 'ülkenin gitgide baskı rejimine götürüldüğü' iddiasıyla gerçekleştirilen darbe sonrasında, bütün antidemokratik yöntemler devreye girdi.

Milli Birlik Komitesi, TBMM ve Anayasa’yı feshetti ve siyasi faaliyetleri askıya aldı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, DP'li milletvekilleri, hükümet üyeleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ile bazı üst düzey kamu görevlileri ve askerler gözaltına alındı.

Kütahya'da Albay Muhsin Batur tarafından gözaltına alınarak Ankara'ya götürülen Adnan Menderes, daha sonra diğer tutuklu DP üyeleriyle Yassıada'da hapsedildi.

Yassıada'da 14 Ekim 1960'ta başlayan yargılamalar, 15 Eylül 1961'de karara bağlandı. 592 sanıktan 288'i için idam istendi ve Yüksek Adalet Divanı, 15 sanığı idam cezasına çarptırdı. Eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar, eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idamlarına oy birliğiyle karar verildi.

Aralarında eski milletvekilleri, eski bakan, Tahkikat Komisyonu üyeleri, İstanbul Valisi ile İstanbul Belediye Başkanı'nın da bulunduğu 31 sanık hakkında ise müebbet hapis cezası verildi. Sanıklardan 92 kişiye 6 yıl ile 20 yıl arasında ağır hapis, 94 kişiye 5 yıl ağır hapis cezası verildi. Diğer sanıkların bazılarına kısa süreli hapis cezaları verilirken, bazıları da beraat etti.

Birçok yabancı ülke lideri, idamların durdurulması için Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesine defalarca çağrıda bulundu. Bu çağrıların üzerine Komite, Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu dışındakilerin idam cezasını affetti. Celal Bayar'ın cezası ise yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapse çevrildi.

Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961'de sabaha karşı idam edildi. O gün başarısız bir intihar girişiminde bulunan Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961'de İmralı Adası’nda sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra idam edildi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER