Klonlama ile nesli tükenen hayvanları geri getirebilir miyiz?

İnsanlık binlerce yılda dünya üzerinde pek çok alana yerleşti ancak yerleştiği yerlerde doğayı tahrip edip birçok türün neslinin tükenmesine de neden oldu. Teknolojinin ve tıpın gelişmesiyle bilim kurgu filmlerine de sıkça konu olan klonlama yöntemleri tekrar tekrar gündeme geliyor. Peki klonlama yöntemleri nesli tükenmekte olan hayvanları geri kazanmamızı sağlayabilir mi? Merak edilenler haberin ayrıntısında yer alıyor.

BİLİM-TEKNOLOJİ 05.02.2022, 17:57 06.02.2022, 12:18 Tayfur Bal
Klonlama ile nesli tükenen hayvanları geri getirebilir miyiz?

Sanayi devrimi sonrası gelişen teknoloji ve iş imkanları insanların daha yüksek refah seviyelerinde yaşamasına yardımcı olurken doğa bu durumdan oldukça zarar gördü. Binlerce yıldır pek çok hayvan biyoçeşitlilik içinde kaybolurken artan iklim değişikliği ile birlikte pek çok hayvan da nesli tükenmekte olan hayvanlar listesine alındı. İnsanların doğaya ve hayvanlara verdiği zarar gün geçtikçe artıyor. Görünüşe göre durum böyle devam ederse insanlar da bu durumdan oldukça zarar görecek zira ekosistem içindeki bir değişiklik domino etkisi yaratarak daha büyük etkilerin oluşmasına neden olabilir. Peki teknoloji doğanın kaybetmiş olduğu bu çeşitliliği geri getirmede yardımcı olabilir mi? Son dönemde sıkça gündeme gelen klonlama yöntemleri bilim kurgu filmlerinden çıkıp doğada nesli tükenmekte olan birçok hayvanı geri kazanmamızı sağlayabilir.

Başarılı bir klonlama örneği: Kurt

Türünün son örneği 22 yıl önce ölen bir yaban atı günümüzde tekrar hayata döndürüldü. Kurt adı verilen yaban adı tahmin edilebileceği gibi bir klon. Kurt ayrıca başarılı bir şekilde klonlanmış ilk yaban atı. Bu gerçekten büyük bir olay zira Kurt sadece bir deney ürünü değildi. Araştırmacılar artık biyolojik çeşitlilik kaybını yavaşlatmak ve tüm ekosistemlerdeki kayıpları iyileştirmek için nesli tükenmekte olan türleri klonlama yoluna gidiyor. Peki klonlama yaparak yok olan nesilleri geri kazanmak tam olarak nasıl işliyor?

Klonlama dünya çapında tartışmalı bir konu

Vahşi hayvanları klonlama, gen bankaları ve türleri öbür dünyadan geri getirmenin mümkün olduğu bu teknoloji oldukça ilgi çekici. Klonlama birçok nesle faydası olabilecek bir teknikken bu durum dünya çapında tartışmalı bir konu. Hayvanların kaderini etkilemek ya da biyoçeşitlilikten kopan türlerin sonsuz kopyasını oluşturmak arasında haklı bir çelişki yaşanıyor. Ancak Kurt ile amaçlanan tam tersi. Belirlenen hedef yabani prezewalski atlarından oluşan popülasyona dair çeşitliliği geri kazanmak. Peki başka bir hayvanın tam bir genetik kopyası olan bir klonun biyoçeşitlilği nasıl geri getirmesi bekleniyor?

Dondurulmuş eşsiz bir gen kullanıldı

Günümüzde yaşayan 2 bin civarındaki prezewalski atı sadece 12 yaban atından türedi. Araştırmayı yürüten ekip Kurt’u klonlamak için yıllar önce dondurulmuş olan eşsiz bir gen kullandı. Bu gen eğer dondurulmasaydı prezewalski atlarının olduğu gen havuzundan tamamen kaybolacaktı. Taşıyıcı anne olarak ise evcil bir at seçildi. Kurt bu anlamda başarılı ve mucizevi bir örnek olsa da nesli tükenmekte olan hayvanların ilk klonan türü değil zira bu alanda daha önce bazı çalışmalar gerçekleştirildi. Daha önce nesli tükenmiş bir türün bile bir klonu bulunuyor.

Başarılı bir klonlama yapmak oldukça zor

Ancak burada sınırlı bir başarı söz konusu. Örneğin Pirene dağ keçisi soyu tükendikten 3 yıl sonra eski bir donmuş deri örneğinden elde edilen bilgilerle klonlandı. Araştırmacılar 200’den fazla evcil keçiyi klonlamak için çalışma başlattı. Ancak bunlardan sadece 7 tanesi gebe kaldı ve bir tanesi doğum yaptı. Doğan yavru da kısa süre içinde öldü. Yapılan araştırmalar yabani klonların sadece yüzde 1’inden azının hayatta kaldığını gösteriyor. Bu alanda yapılan araştırma eksiklik ve yabani hayvanlara erişimde yaşanan sıkıntılar tüm süreci oldukça zorlaştırıyor. Kurt’un şu ana kadar yapılan gözlemlerde oldukça sağlıklı olduğu görüldü. Bilim insanları Kurt’un doğadaki bir popülasyonun genetik çeşitliliğini doğrudan artıran ilk klon olmasını bekliyor. Bunun oldukça önemli bir gelişme olduğunu vurgulayan araştırmacılar yapılan bu çalışmanın doğayı koruma konusunda bir paradigma değişikliğini temsil ettiğini de ifade ediyorlar. Bu sayede yaşanan krizlere sadece tepki verilmiyor bunun dışına çıkılıp önleyici de olunabiliyor.

Sınırlı bir gen havuzu mevcut

Kurt’u klonlayan ekibin içinde yer alan Ben Novak koruma için klonlama fikrini öne süren kişi. Bu yaklaşımın altında yatan teori nesli tükenmekte olan türlere yardım etmek için ya popülasyonların boyutunu artırarak ya da genetik çeşitliliği korumak için stratejik olarak kullanarak klonlamadan birden fazla şekilde yararlanmak. Artan popülasyon sayısı hayvanların bir arada yaşayıp iş birliği içinde olmalarını sağlayarak türlerin iyileşmesine yardımcı olabilir. Ancak bilim insanlarının bu konuda seçim yapabilecekleri sınırlı bir gen havuzu mevcut. Diğer yandan söz konusu yöntem, aksi takdirde ölecek olan genleri geri getirerek genetik havuzun gücünü artırmak. Bu popülasyonları akrabalık ilişkileri için ve hastalıkların etkilerine karşı daha dirençli hale getirecek. Bunun yanı sıra türleri iklim değişikliğine uyum sağlamada daha iyi hale getirebilir.

Popülasyonlar son 50 yılda yüzde 60 azaldı

Biyoçeşitlilik kaybı karşılaştığımız varoluşsal bir tehdit. Bu durum tozlaşma, su ve gıdalar konusunda temel kaynaklarımızı ciddi risk altına sokuyor. Her zaman olduğu gibi daha yoksul olan ülkeler bu durumdan muhtemelen daha fazla etkilenecekler. Tür sayıları özellikle son yıllarda o kadar düşüşte ki 1970 yılından beri tür popülasyonları yaklaşık olarak yüzde 60 azalmış durumda. Bugün bile her gün 100’den fazla tür ortadan kayboluyor olabilir.

DNA koleksiyonları gittikçe artıyor

Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan genetikçiler bu tehlikenin farkına vardı. Laboratuvarlarda, hayvanat bahçelerinde ve gen bankalarında ellerinden gelen her türlü genetik materyali toplayıp çalışmalarda kullanmak için koruyorlar. Bugün bile nesli tükenmekte olan birçok hayvan için oldukça geç ancak DNA’yı saklamak onlar ortadan kaybolmadan önceki son çare olarak görülüyor. Bu sayede en azından genetik mirasa sahip olunacak. Bir İngiliz gen bankasının kurucularından biri olan Ed Louis, birliğin şu ana kadar 48 binden fazla örneği topladığını belirtiyor. Başlıca klonlama deneyleri batı dünyasında özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşirken dünyanın dört bir yanındaki hükümetler de DNA koleksiyonlarını artırmaya başladı. Hindistan’dan Çin’e ve Amazon’a kadar araştırmacıların nesli tükenmekte olan türlerin örneklerini topladığı yerlerde de bu yöndeki teknoloji gelişmeye devam ediyor.

Klonlama gen düzenlemesini de içeriyor

Klonlama, yardımla üremenin yalnızca bir parçası. Bu aynı zamanda bilimsel adıyla in vitro fertilization olarak da biliniyor. Son zamanlarda bu alanda yapılan araştırmalar gen düzenlemesini de içeriyor. Pleistosen Parkı’nda çalışan bir bilim insanı olan Nikita Zimov, konuyla ilgili, tüm gezegende var olanın toplamından daha fazla yabani hayvana sahip olacak dünyanın en büyük ve zengin ekosistemini oluşturmak istediklerini söyledi. Bu ekosistemin gelecekte insanlığın hayatta kalmasına da yardımcı olması bekleniyor. Kuzey Kutbu’nda 20 kilometrekarelik bir alan olan bu park bu alanda yapılan en büyük çalışmalardan birine ev sahipliği yapıyor. Amaç yabani atlar gibi yerli hayvanlara yüzyıllardır ekosistemde azalan rollerini artırmak için doğaya geri dönecekleri bir alan sunmak.

Ekosistemdeki her etki bir domino taşı gibi çalışır

Şirket, hayvanları sadece geri getirmekle kalmıyor onların doğaya daha kolay bir şekilde adapte olmasına da yardımcı oluyor. Bu ekosistemin içinde yer alan hayvanlar yavaş yavaş bitki örtüsünü de değiştiriyor. Yapılan araştırmalarda parkta daha fazla otun büyüdüğüne dair bulgulara da rastlandı. Ot yiyen hayvanların otlakları geri getirmesi ilk başta mantıksız geliyor olabilir ancak yeniden yabanileşmek ve doğaya dönmenin dayanağı ilke tam olarak bu. Bazı türler, örneğin vahşi atların ya da fillerin, doğal ekosistemlerin devamlılığı için hayatta kalması için yaşaması gerekiyor. Bir örnek vermek gerekirse at olmadan bozkırda yer alan bazı otlaklar yosun ve ağaçların istilasına uğruyor. Bu sadece otların değil otlara bağlı olan türlerin de yok olması anlamına geliyor. Ekosistemdeki denge bir domino taşı gibi birbirini derinden etkiliyor ve denge bozuluyor. Atlar geri döndüğünde araştırmacılar onu otlaklara geri çekmeyi ve bozulan bozkır ekosistemini geri kazanmayı umuyor.

İklim değişikliğini tersine çevirebilir

Bu etki anlaşılmaz bir etki değil nitekim dünyada benzeri etkiler gözlemleniyor. Örneğin Avrupa Birliği Asya ve Amerika kıtasındaki ülkelerle birlikte vahşi yaşamı geri getirmek adına yaklaşık bir milyon hektarlık alan belirledi. Çalışmalar sonucunda sağlıklı ekosistemler iklim değişikliğini yavaşlatan karbon yutakları olarak iş görmeye başladılar. Dünyada her yıl üretilen 51 milyar ton sera gazının önüne geçmek için sadece yeşil dönüşümler işe yaramayacak zira hali hazırda atmosfere saldığımız sera gazlarının da yeni teknolojik ve bilimsel yöntemlerle geri çekilmesi gerekiyor. Diğer bir değişle önümüzdeki dönemde karbon salınımını sadece azaltmamız yetmeyecek, çok daha fazlasını geri çekmemiz gerekecek. Karbon yutakları olarak işlev gören bu ekosistemler de iklim değişikliğini tam tersi şekilde etkileyip soruna bir çözüm oluşturabilir.

Süreç oldukça karmaşık

Bütün bu yöntemler birçok yararı olabilmesine rağmen oldukça karmaşık ve çok zaman alıyor. Kurt’u klonlamak bu anlamda atılmış sadece küçük bir adım. Türe bağlı sağlıklı bir yabani popülasyon oluşturabilmek için 500’den fazla vahşi hayvana ihtiyaç olabilir. Dünya çapında binden fazla hayvanat bahçesi ve araştırma kurumu yabani hayvanların destekli üremesi üzerinde çalışıyor. Bunlar arasında koruma için özellikle klonlama yöntemini referans alan dört proje yer alıyor. Öte yandan çevreciler günümüzde sahip olduğumuz biyoçeşitliliği korumanın önemine de dikkat çekiyor.

Hayattaki hayvanların değerini bilmeliyiz

Asla geri getirilemeyecek türleri sonsuza kadar kaybetmemiz büyük bir trajedi. Yeterli teknolojik altyapıya sahip olunsa bile çoğu insan bazı türleri diriltmekle pek ilgilenmiyor. Var olan ve ilgi gören çalışmalar genellikle insanların empati kurup ilgisini çeken büyük memelilere odaklanma eğiliminde. Ancak bunun dışında kalan birçok türü kaybetmenin eşiğindeyiz. Bu tür teknolojilerin ve yeniden yabanileştirmenin maliyetleri henüz tam olarak bilinmediği için daha geleneksel yaklaşımlar ana seçenek olarak görülebiliyor. Klonlama ile nesli tükenmiş ya da tükenebilecek nesilleri geri getirebilme olanağı oldukça ilgi çekici olsa da “bunların nesli tükenecek ve nasılsa onları getirebiliriz” demek yerine şimdiden bu tür hayvanları korumaya çalışmak çok daha ucuz ve mantıklı bir yaklaşım olabilir. Klonlamayı başvurulacak son çare olarak görmek var olan belirsizliklerden ötürü pek çok bilim insanı tarafından benimsenen bir yaklaşım.

Etik sorunlarla nasıl başa çıkacağız?

Bunun yanı sırada klonlama ile ilgili bazı etik sorunlar da mevcut. Burada her ne kadar doğaya ve hayvanlara yardım etmeye çalışsak da gerçekten müdahale etme ya da etmeme konusunda iyice düşünerek karar verilmeli. Biyoçeşitliliği savunan bilim insanları bunun bir müdahale olduğundan çok insanlığın binlerce yıldır doğaya müdahalesini engellemek adına yapılmış bir karşı müdahale olarak görüyor. Tıpkı bir polisin hırsızlık yapan bir hırsıza müdahale edip onu yakalaması gibi.

Türleri kurtarmak adına son çare olarak görülen genetik çeşitliliği koruma çalışmaları devam ediyor. Yöntemler ve uygulanan metotlar değişse de değişmeyen tek şey nesli tükenme tehlikesinde olan hayvanların kaderinin insanlığa bağlı olması.

HABERNEDİYOR.COM | TAYFUR BAL - ÖZEL HABER

Yorumlar (0)
24
açık