Kıbrıs'ta 74 gölgesi ve sureti

Kıbrıs Barış Harekatını anlatan film 2020 yılında vizyona girecek.

6/7 Eylül Olaylarının 64. Yıldönümü olan bugünlerde Yunan basınında dikkat çekici bir haber yer aldı. Habere göre ödüllü Kıbrıslı yönetmen ve yazar Paul Lambis Kıbrıs Barış Harekatı’nı işlediği uzun metraj filmi 74’ü çekiyor. 

Filmin henüz yayınlanmış resmi olmayan fragmanı izleyicileri yürek burkan bir hikayeye hazırlarken arka planda muhteşem Akdeniz manzarasının Türk kuvvetleri tarafından ‘işgal’ edilişini anlatıyor.

Filmin kurgusu 20 Temmuz 1974 Harekâtı sonrasında haksızlıklara maruz kalan 4 kadının yaşamı etrafında dönüyor. Limbis’in bu savaş draması ölüm, yaşam, aşk ve ayrılığın Türk işgali altındaki illerin 4 güçlü kadın karakter üzerinden temsilinin hikayesini anlatıyor. Filme tüm bu sembolik karakterleri birbirine bağlayan umudun adanın tekrar birleşmesinde saklı olduğu görüşü hakim.

2020’de vizyona girmesi beklenen filmin oyuncu kadrosuysa bu ay açıklanacak.

Kısaca Kıbrıs Sorunu

Filmin tartışmaya açarak işgal olarak tanımladığı Kıbrıs Sorunu’nun siyasi tarihimiz açısından ne ifade ettiği ise başka önemli bir sorundur. 1949’da Yunanistan’ın Birleşmiş Milletlere Kıbrıs’ın kendi kaderini tayin hakkı ve anavatanla birleşmesi için başvurusuyla başlayan süreç, 29 Ağustos 1955’te Londra’da düzenlenen Doğu Akdeniz ve Kıbrıs Hakkında Üçlü Konferansına Türkiye’nin taraf olarak davetiyle beraber Türkiye gündemine de sorun olarak girmiştir. Konferans öncesi döneminde Kıbrıs’ın bir sorun olup olmadığı ülke gündeminde hala tartışılan bir meseledir. S.R.Emeç Son Posta’daki 11 Temmuz 1954 tarihli köşesinde “…Ortada Kıbrıs diye hiçbir mesele yokken bazı gayrı mesul Yunan simaların ön ayak olmaları ile bir hayli zamandan beri böyle bir meselenin ihdasına hararetli çalışılmaktadır.” şeklinde yazmıştır. 

Lozan Barış Antlaşmasının 16,20 ve 21. maddelerine göre İngiltere toprağı sayılan bölgenin esasında bir Yunanistan-İngiltere ihtilafına işaret etmesi gerekirken, konferans sonrasında sorun Yunanistan’ın Enosis talebi ve Türkiye’nin de son bulacak bir İngiltere egemenliği söz konusuysa toprakların kendisine verilmesi talepleriyle çıkmaza girmiştir. Konferans İngiltere’nin arabuluculuk yapması gerektiği fikrini pekiştirmek dışında pek bir sonuç vermemiştir. 

İç siyasette muhalefet, yüksek enflasyon kaynaklı tepkiler ve ekonomik sorunlarla mücadele eden Demokrat Parti Hükümeti, editörlerimizden Banu Fırıncılar’ın da haberini yaptığı 6/7 Eylül olayları öncesinde sıkı yönetim için harekete geçmiştir. Dolayısıyla dış politikada izlenecek siyasetin adımları ve Kıbrıs konusunda da bir muğlaklık ve hazırlıksızlık söz konusudur. İlber Ortaylı’nın “1950’lerin kabuk değiştirmeye başlayan, denetimin elden çıktığı ve mutlak kötü yönetilen İstanbul’unda devlet ve toplum ananemizi zedeleyen bir çılgınlık” olarak gördüğü olaylar Ortaylı’ya göre “…imparatorluğun bıraktığı miras üstünde bir lekedir.” 

11 Şubat 1959 tarihinde taraflar arasında imzalanan  Zurih ve Londra Antlaşmalarına göre ortak bölge ve iki toplumun bağımsızlık konularında hükümler İngiltere, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti altına alınmıştı. Daha sonrasında 16 Ağustos 1960’da Kıbrıs’ta halkların ortaklığı esasına dayalı bir Cumhuriyet’in ilanıyla sürecin sonuçlanması beklenirken Aralık 1963’te Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıslı Türklere karşı başlatılan tedhiş hareketleri, Türklerin zorla mevcut yapı dışına çıkarılması ile sonuçlanmıştır. Bu hadiselerle başlayan can ve mal güvenliğinin ihlali süreci  farklı derecelerde 1974’e kadar devam etmiştir. 1964 ve 1967’de olaylar şiddetlenerek krize dönüşmüş ve olayların şiddeti Ada’nın dışını etkilemiş hatta Türk-Yunan savaş ihtimali de belirmiştir. Türkiye garantör devlet olmanın verdiği uluslararası yasal dayanakla, ülkenin stratejik öncelikleri ve Kıbrıs Türk halkının güvenliği endişesiyle Kıbrıs’a askerî çıkarma yapmış ve bu çıkarma tarihimize Kıbrıs Barış Harekatı olarak geçmiştir. 

Bir film önerisi

​​​​​​İki toplumun toplumsal hafızasında yukarıdaki kısa anlatımın içinden taşacak pek çok acı hikaye biriktirdiği aşikardır. Bu noktada okuyucularımıza Kıbrıs’ın 60’lı yıllardaki manzarasına beklenmedik bir bakış açısı getirecek bir Türk filmi önermek isteriz. Derviş Zaim’in yönettiği Gölgeler ve Suretler filmi Ada’da hem Rumlar hem de Türkler arasında bilinen Karagöz Oyunu üzerinden işlenen ve tıpkı 74’ün iddia ettiği gibi ada halkının beraber yaşama ümidinin üzerine kurulu bir ortak kültüre işaret ediyor. 

Güncelleme Tarihi: 07 Eylül 2019, 01:21

Umur Gerenli

1994 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş olup ilk ve orta öğretimini yine İstanbul’da tamamlamasının ardından lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde tamamlamıştır. ODTÜ'de SBKY'de yüksek lisans öğrencisi olan Umur Gerenli, Eylül ayında habernediyor.com’da çalışmaya başladı.


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER