DSP lideri Aksakal: “Kritik olaylara gebe bir dönem bizi bekliyor”

Parti merkezinde gündemi değerlendiren Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, “Bu asgari ücretle milletin, müreffeh ve mutlu bir hayat sürdüğünü iddia etmek; adaletsizliktir, haksızlıktır, kul hakkı yemektir!” açıklamasını yaptı.

SİYASET 02.02.2022, 17:53 03.02.2022, 16:49 Ömer Aksan
DSP lideri Aksakal: “Kritik olaylara gebe bir dönem bizi bekliyor”

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, düzenlediği basın toplantısında ülkede yaşanan gelişmeleri, dünya gündemini değerlendirdi. 

“Yaşanacak her ölümün faili siz olursunuz”

Kovid-19 salgının her geçen gün yayılmaya devam ettiğine dikkat çeken Aksakal, kaygıların arttığını belirterek şunları söyledi:

Her toplantımızda söylediğim bir konuyu tekrar hatırlatarak ifadelerime başlamak istiyorum. Kovid-19 salgını bütün hızıyla her geçen gün yayılmaya devam ediyor. Yüz binleri geçen vaka sayısı ve tekrar 200’lü rakamlara gelen vefat sayıları kaygılarımızı tekrar artırıyor. Buna rağmen Sağlık Bakanı Koca; Artan vaka sayıları ile ilgili Sağlık Bakanı’nız olarak söylüyorum. Endişe etmeyiniz. Hastalık eski dönemdeki gücünde değil. Grip olan insanlarımızın sayısını günlük ilan etsek benzer görüntülerle karşılaşırız. Müsterih olunuz.şeklinde bir açıklama yapıyor. Buradan Sağlık Bakanına bir şeyler söylemek isterim; ortalama her gün 200 kişinin hayatını kaybettiği bir salgın döneminde olayı, grip vakaları seviyesine indirgemeye çalışmak düpedüz vatandaşla alay etmektir, bir başka sözle “ben yoruldum” demenin başka bir şeklidir. Eğer siz gerçekten millete “müsterih olunuz” diyerek kadar rahatsanız, anlayacağınız çerçeveden örnekleyerek, imam-cemaat gibi önerilerinize itibar edilmesinin ardından ortaya çıkacak her ölümün faili siz olacaksınız. Sağlık Bakanına rağmen biz, bütün yurttaşlarımızın her çeşit tehlikeyi göz önünde bulundurarak, bugüne kadar kendilerini nasıl korudularsa aynı yollarla riayet etmelerini, aşı olmayanların en az üç doz aşılarını mutlaka yaptırmalarını rica ediyoruz.”

“Hava şartları kaynaklı olumsuzlukları siyaset malzemesi yapmak yararsız” 

Geçtiğimiz hafta başta İstanbul olmak üzere hava şartları kaynaklı yaşanan olumsuzluklara temas eden Aksakal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kış döneminin de etkisiyle soğuk havalar ve kar yağışı ile beraber yaşanan olumsuz hava şartları hayatın her alanında vatandaşımıza problemli günleri getiriyor. Küresel ısınmanın sebep olduğu yeraltı sularının çekilmesi ve kuraklık karşısında tabii ki bol yağışlı bir kış dönemi beklentimiz olmakta, fakat son dönemde İstanbul’da başta olmak üzere ülkenin büyük bir kısmında yoğun kar yağışının ortaya çıkardığı esareti de yaşamak durumunda kaldığımız yadsınamaz. Bu süre içinde yüzlerce köye ulaşımda aksaklık yaşandı, binlerce insan İstanbul-Ankara arası Bolu Tüneli’nde saatler boyunca mahsur kaldı. Doğanın gücüne karşı insanların çaresizliğini bir yana koyarsak, yaşanan olumsuz durumları siyasetin malzemesi yapmanın, “getirenler” başta olmak üzere hiç kimseye bir fayda sağlamadığı hakikatini de görmek durumundayız. Ayrıca vatandaşın büyük bölümü de bu çekişmelerden büyük oranda rahatsız olmaktadır ve bunu artık açıkça yüksek sesle belirtmektedir. Programsız ve hazırlıksız bir yöntem, liyakatsiz çalışanlar elinde bu kadar netice yaratılabilirdi, bundan fazlasını onlardan beklemek, yalnızca “iyi niyetli” olmakla açıklanabilir.”

“Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni sürece girdik”

ABD ve Türkiye ilişkilerinde artık yeni bir sürece girildiğine vurgu yapan Aksakal, şunları aktardı:

“Dış politikada daima tanımladığımız gibi “üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili” bir devletin sahibiyiz. 620 yıl boyunca 3 kıtada hakimiyet kurmuş bir imparatorluğun tabii ki 3 kıtadan da düşmanları ve kindarları olacaktır. Tamamıyla yok etmeyi hedefledikleri Türk milletinin, Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki ulusal kurtuluş mücadelesinin ardından küllerinden tekrar doğan 16. Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti ile mücadele etmeleri yadırganacak bir konu değildir. Yadırgadığımız şey şudur; o kutsal mücadeleyi zaferle taçlandıran bir lider olan Mustafa Kemal’in gölgesinde siyaset yapan siyasetçilerin, küresel yapının etkin aktörleri ile yakın mesaide yeni haritalar belirleme çabalarıdır. Türkiye – ABD ilişkilerinde yeni bir sürece girilmiştir. Geçtiğimiz hafta Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanına “Güven Mektubunu” ileten ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake, iki ülke arası ilişkilerin normal normlarında bir faaliyetin aktörü olmadığını, atanmadan önce sözde Ermeni soykırımını tanıdığını belirterek ortaya koymuştu. O dönem yaptığım açıklamamda da söylediğim gibi kendi kongrelerinde esasen Türkiye Cumhuriyeti devletini “soykırımcı” olarak suçlayan bir anlayışın tamamen mahkûm edilmesi lazımken, bu şekilde düşünen bir Büyükelçi ile geleceğe ilişkin ne seviyede sağlıklı bir ilişki kurulabilir? Bütün bunlardan evvel ABD Başkanı Biden’ın Başkan olmadan 1 sene önceki bir açıklamasında Türkiye’de iktidarı değiştirme meselesinde küstahça bir tavır sergilediğini de anımsayacak olursak, bundan sonra 2 ülke arasındaki ilişkilerin müttefiklik ve dostluk kapsamına sığmayacak düzeye ulaşacağını söylemek zor olmasa gerekir.”

“Kritik olaylara gebe bir dönem bizi bekliyor”

Terörle mücadele, Rusya-Ukrayna gerilimine de değinen Aksakal, sözlerini şu şekilde sürdürdü: 

“Suriye’nin kuzeyinde yapılandırma faaliyetleri devam eden “sözde Kürt devleti” planları, Karadeniz bölgesinde ABD’nin yeni hâkimiyet alanı yaratma politikası, Rusya-Ukrayna geriliminde perde arkasından ortamı gerecek faaliyetlerde bulunması gibi gelişmelerle beraber değerlendirilirse kısa süreçte çok kritik olaylara gebe bir sürecin bizi beklediğini ifade edebiliriz. Birtakım devletlerin bugün Büyükelçilerinin farklı siyasi partilerin aktörleriyle bir görüşme trafiği gerçekleştirmesinin arkasında yatan gerekçelerini de doğru bir şekilde tahlil etmek zorundayız. Bu anlamda büyük önder Atatürk, çok ciddi bir öngörüde bulunarak şunları vurgulamıştı: Efendiler! Avrupa'nın tüm ilerlemesine, medenileşmesine ve yükselmesine karşılık Türkiye tam aksine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanmıştır. Vaziyeti düzeltmek için artık kesinlikle Avrupa'dan nasihat almak, tüm işleri Avrupa'nın emellerine göre gerçekleştirmek, tüm dersleri Avrupa'dan almak gibi zihniyetler ortaya çıktı. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin plânlarıyla ve nasihatleriyle yükselebilsin? Tarih böyle bir vakayı kaydetmemiştir!’ Bugün de buna benzer kaygıları yaşadığımızı söylemek isterim. Tabii ki yabancı misyon yetkilileriyle diyalog, devlet menfaatleri sınırlarında olmak şartıyla makul görülmelidir. Fakat eğer bazı ülkeler Türkiye’nin demokratik hayatını iğdiş edecek faaliyetlerde bulunuyor ve buna partner aramaya kalkarsa herkesin buna göre davranmak ve uyanık olmak gibi sorumluluğu vardır.”

Ekonomik problemler: ‘Adaletsizliktir, haksızlıktır, kul hakkı yemektir’

Ekonomide son dönemde yaşananlara yönelik değerlendirmelerde bulunan Aksakal, söz konusu asgari ücretin vatandaşların müreffeh bir hayat sürmesi için yeterli olmadığına dikkat çekti ve şöyle devam etti:

“Ekonomide ortaya çıkan şiddetli sarsıntıların sebep olduğu hasarın bertaraf edilmesine ilişkin uygulamaya sokulan ekonomik önlem ve uygulamaların ne yazık ki etkili bir boyuta ulaşamadığını görüyoruz. Dövizdeki sistematik yükselişin her ne kadar “köpüğü” almış olarak gösterilse de temel olarak; alım gücünün gerek irtifa kaybetmesi, gerek 2022 senesi ücretlere yapılan artış, dövizin üzerindeki köpük gibi aniden erimiştir. Vatandaş sıkıntılı durumdadır, fukaralık yaygın hale gelmiştir. İşin ilginç yanı şudur ki; devleti yönetenler de artık bunun aksini söyleyemez haldedir. Hatta ‘Bu gidişatı biz düzeltebiliriz, sabredin’ gibi iddiaları da ortaya atmaktadırlar. İster istemez insanların aklına Nasrettin Hoca’nın “ölme eşeğim ölme, yaz gelsin yonca biçeceğim.” şeklindeki hikayesi geliyor. TÜRK-İŞ’in son araştırmasında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 5 bin TL’ye, yoksulluk sınırı ise 14 bin TL’ye dayandı. Bu manzara karşısında asgari ücretin 4.253 TL olarak açıklandığı bir ülkede halkın, müreffeh ve mutlu bir hayat sürdüğünü kim iddia edebilir? Bu adaletsizliktir, haksızlıktır, bu kul hakkı yemektir! Çaresizlik içinde insanların çırpındığı fakru zaruret durumunu; "İmtihan dünyasında kul, varlıkla birlikte yoklukla sınanır” gibi absürt bir tavırla izah etmeye gayret edenler bilmelidirler ki; yaşamın gerçekleri karşısında vatandaşlar artık bu kandırmacaları dinlemek istemiyor. Türkiye bu problemlerini aşabilecek kudrete sahiptir, bundan şüphemiz yok. Yeter ki milletini ve vatanını seven, devletin kuruluş ilkelerine bağlı, liyakatli ve inançlı kadrolar işin başında olsun. Küresel sistemin daima sahnede olduğu yerlerde, bizde de olduğu gibi çarpık ekonomik yapıların ve politik bağlantıların sonucunda bugünkü neticeler kaçınılmazdır.”

“Tuz artık kokmuş, deniz bitmiştir”

DSP Genel Başkanı Aksakal, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hükümetlerin dış politikada, ekonomide veya sosyal politikalardaki yanlışları, bir şekilde telafi edilebilir. Fakat devletin bekası adalete yönelik toplumsal güvene bağlıdır. Bu yüzden “Adalet mülkün temelidir.” diyoruz. Bir ülkede eğer, Adalet Bakanı istifa etmek durumunda kalıyorsa bunun yalnızca bir tek anlamı vardır, artık tuz kokmuş, deniz bitmiştir!” 

Yorumlar (0)
20
açık