12 Eylül darbesinin karanlık süreci

12 Eylül 1980 askeri darbesi, silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi olarak tarihe geçti. Peki, işkenceler, gözaltılar ve idamlarla dolu olan bu darbe sürecinde neler yaşandı? Detaylar haberimizde…

12 Eylül darbesinin karanlık süreci

12 Eylül, ülkemizde tarihinde emir-komuta zinciri içinde gerçekleşen son askeri darbedir. Bu süreçte gerçekleşen İnsan hakları ihlalleri, kötü muamele ve idamlar hafızalara kazınmış durumda. 12 Eylül sabahında TRT radyosunda önce İstiklal Marşı, daha sonra da Harbiye Marşı çaldı. Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in imzaladığı Milli Güvenlik Konseyi bildirisinin okunması darbeyi başlattı. İşte Orgeneral Kenan Evren’in darbeyi başlatan sözleri…

“… (TSK) Kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır.”

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’un da aktif bir rol üstendiği darbenin nedeni ‘güvenlik problemi’ olarak açıklandı.

TBMM, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunu 22 Mart 1980’de yaptı ancak seçimler, 114 tur oylama yapılmasına rağmen darbe gününe kadar sonuçlandırılamadı. Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, gazeteci Abdi İpekçi ve Eski Başbakan Nihat Erim gibi çok sayıda insanın siyasi cinayete kurban gitmesi de darbenin gerekçelerinden biri olarak gösterildi. Ayrıca darbe yönetimi, 6 Eylül’de Konya’da gerçekleştirilen Kudüs Mitingi’ni ‘şeriatçı girişim’ olarak değerlendirdi.

Silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi

Genelkurmay Karargahı’nda Haziran 1980’den itibaren darbe hazırlıklarına başlandı. Darbenin kod adı ‘Bayrak Harekatı’ydı. Aslında ilk başta 11 Temmuz’da yapılması planlanan darbe, Süleyman Demirelin başbakanlık görevini üstlendiği hükümetin 2 Temmuz günü güvenoyu alması ile ertelenmek zorunda kaldı. Bu nedenle 12 Eylül günü ordu yönetime el koyarak darbeyi gerçekleştirdi.

Darbe, emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirildi. Bilindiği üzere, 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 tarihlerinde gerçekleştirilen iki darbe vardı. 12 Eylül 1980’de yapılan bu askeri darbe, ülkemizin tarihine ‘silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü kez açık müdahalesi’ olarak geçti.

Siyasetin yeniden tasarlandığı dönem

Süleyman Demirel’in başbakanlık görevini yürüttüğü hükümet, darbe sürecinde görevden alındı ve TBMM de feshedildi. 1970’den sonra değiştirilen 1961 Anayasası kaldırılınca Türkiye’de siyasetin yeniden tasarlandığı askeri döneme girildi.

Cuntacılar, 13 sıkıyönetim bölgesine 13 generali komutan olarak atadılar. Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Türk Hava Kurumu dışındaki tüm derneklerin faaliyetleri durduruldı.

Askeri yönetim siyasi partileri de feshetti. Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan Uzunada’ya, Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel ise Hamzakoy’a gönderildi ve bu isimlere siyasi yasaklar getirildi.

Milli Güvenlik Konseyi, darbeye öncülük eden 5 generalden oluşuyordu. Konsey, tüm yetkileri ele aldı. Hükümet, Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu’ya kurduruldu ve 21 Eylül’de de göreve başladı.

Askeri yönetim üyelerinin yargılanması engellendi

Önemli kanunların neredeyse tamamına yakını darbeden sonra geçen 3 yıl içinde değiştirildi. Askeri yönetim tarafından belirlenen Danışma Meclisi, Anayasa’yı hazırladı. Bu anayasa, yapılan referandum sonucunda yüzde 92’lik bir oy oranıyla kabul edildi.

Bu dönemde Kenan Evren, cumhurbaşkanı olarak seçildi. Anayasa’ya askeri yönetim üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen madde eklendi.

İdamlar başladı…

Yönetime el koyan askerler, birçok idam kararına da imza attı. 9 Ekim 1980’de darbe sonrası ilk idamlar geçekleşti. Önce sol görüşlü Necdet Adalı, daha sonra da ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi. 17 yaşında olan Erdal Eren, bir askeri inzibat erini öldürmekle suçlanınca 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edildi.

Kenan Evren’in Erdal Eren hakkında söylediği “Asmayalım da besleyelim mi?” sözleri hala unutulmadı. Yargıtay, Erdal Eren’in idam kararını iki kere iptal etti ancak Milli Güvenlik Konseyi’nin verdiği kararla 13 Aralık 1980’de yaşı büyütülerek Ulucanlar Cezaevi’nde idam edildi.

Gözaltılar, işkenceler ve yasaklarla dolu günler

Cunta yönetimi, darbe döneminde birçok insanın hayatını etkileyen kararlar verdi. Bu süreçte 210 bin dava açıldı ve 230 bin kişi yargılandı.

650 bin kişi gözaltına alınırken, 7 binden fazla kişi için idam cezası istendi. 50 kişinin idam edildiği ve 14 bin kişinin de vatandaşlıktan çıkarıldığı bu dönemde yaklaşık 100 bin kişi de örgüt üyesi olmakla suçlanarak yargılandı. 30 bin kişi ‘sakıncalı’ oldukları gerekçesiyle işten çıkarıldı.

İşkenceler hat safhaya ulaştı. Bine yakın film sakıncalı bulunarak yasaklandı. Birçok üniversite görevlisinin ve yaklaşık 4 bin öğretmenin işine son verildi. Çok sayıda gazeteci için de hapis cezaları istendi.

İlk kez bir darbenin sorumluları yargı önüne çıktı

Darbeden sorumlu kişiler ve bu kişilerin emirlerini yerine getirenler hakkında suç duyuruları gerçekleşti. Darbe döneminin Genelkurmay Başkanı olan 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya hakkında dava açıldı. Evren ve Şahinkaya hakkında hazırlanan iddianame Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 Ocak 2012’de kabul edildi ve ülkemizin tarihinde bir darbeden sorumlu olan kişiler ilk kez yargılanmış oldu.

Evren ve Şahinkaya, ‘anayasayı değiştirmek veya ortadan kaldırmak’ ve ‘meclisi ortadan kaldırmak veya görevini yapmasına engel olmak’ ile suçlandı.

Davalar 4 Nisan 2012’de görülmeye başlandı ancak bu iki komutan, sağlık durumlarını gerekçe göstererek duruşmaya katılmadı. Bundan sonraki duruşmalara tedavi altında oldukları hastanelerde görüntülü iletişim sistemi ile katıldılar.

Evren ve Şahinkaya, haklarındaki suçlamaları kabul etmediler ve mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını savundular. Bunun üzerine, Anayasa Mahkemesine (AYM) dava nedeniyle haklarının ihlal edildiğini söyleyerek başvuru yaptılar ancak AYM, Evren ve Şahinkaya tarafından yapılan başvuruyu kabul edilemez buldu.

Rütbeleri söküldü

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi kapatılınca dava, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredildi. Cumhuriyet Savcısı, Evren ve Şahinkaya’nın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmalarını istedi. Evren ve Şahinkaya, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldılar ancak takdiri indirimle cezalar, ‘müebbet hapis cezası’na çevrildi. Askeri Ceza Kanunu’nun ‘askeri rütbelerin sökülmesi’ hakkındaki maddesinin uygulanmasına karar verildi.

Davanın düşürülmesine karar verildi

Verilen kararın ardından Evren ve Şahinkaya’nın avukatı, kararın bozulması için temyiz dilekçesini 24 Haziran 2014’de Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdi. Temyiz incelemesi devam ederken Kenan Evren, tedavi altında olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde 10 Mayıs 2015’te hayatını kaybetti. Ardından dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Şahinkaya da 9 Temmuz 2015 tarihinde vefat etti.

Yargıtay, sanıkların vefatının üzerine davanın düşürülmesine karar verdi.

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2019, 10:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER