Tarihin en acımasız seri katil çifti!

Hepimiz korku filmlerinin standart bir olay örgüsü ve mekanlar üzerinden ilerlediğini biliyoruz: motel, han, yol kenarında boş bir misafirhane. Bu mekanlara gelenlere kendi evlerinde gibi hissetmelerini söyleyen dost canlısı ve güleryüzlü görünen mülk sahipleri. Yüzlerce korku filmi ve kitabı, bu ortamı izleyicileri ve okuyucuları heyecanlandırmak için kullanıyor. Gelelim Lavinia ve John Fisher çiftinin bu tema etrafında şekillenen korku dolu hikayesine.

Tarihin en acımasız seri katil çifti!

John ve Lavinia Fisher, 19. yüzyılın başında, Güney Karolina eyaletinin Charleston şehrinde yaşıyorlardı. Vakitlerini gezginler için bir han işleterek geçiriyorlardı. Ayrıca, tedbirsiz ziyaretçilere tuzak kurarak öldüren, cesetlerin üzerindeki değerli eşyaları alarak geçimini sağlayan bir eşkıya çetesinin liderliğini yapıyorlardı.

1800’lerin başlarında faaliyet gösteren ‘Six Mile Wayfarer House’, gezginlerin Charleston yolunda dinlenmeleri için popüler bir yer olarak yerel bir ün kazandı. Buranın adı, Güney Karolina eyaletinin Charleston şehrinden 6 mil uzaklıkta olmasından geliyordu.

İnsanlar, hanın birçok müşterisinin otele giriş yaptığını ancak çıkış yapmadığını fark ettiklerinde, yerel otoriteler nahoş bir durumun kokusunu almaya başladılar.

Efsaneye göre Lavinia, ziyaretçilerini kapıda karşılıyor ve onların hayatları ve işleri hakkında soru sormaya başladıkları yere getiriyordu. Aldıkları cevaba bağlı olarak Lavinia ve eşi John, hangi ziyaretçinin soygun yapmaya değer olduğuna karar veriyorlardı. Lavinia, seçilmiş kurbanlara içerisinde zehir veya uyku getirici madde bulunan bir fincan çan ikram ediyordu.  Ziyaretçiler, uyku getirici madde bulunan çayı içtiklerinde hızlı bir şekilde yataklarına giderek dinlenmeye çekiliyorlardı. Ne yazık ki, Fİsher çifti odadaki yatakları aşağıya düşecek şekilde ayarlamıştı. Böylece ziyaretçiler,  zeminin altında özel olarak tasarlanmış çivili bir odaya düşüyorlardı. John zehirden veya bu tuzaktan kurtulan herkesi öldürüyordu.

Daha sonra yapılan araştırmalar, Fisher çiftinin yüzlerce insanı bu şekilde ölüme gönderdiğini ortaya koydu.

Ünlü çiftin kurduğu tuzakların birkaç farklı versiyonu da popüler kültürde mevcut.

David Ross efsanesi

Bu versiyonlardan birine göre, kasaba yetkilileri kayıpları araştırmaya başladı ve Charleston yolu üzerinde araştırma yapmak için bir ekip oluşturdu. Keşif grubunun çoğu döndü ve bir kişiyi, David Ross’u yol üzerinde gözlem yapmak için bıraktılar. O gece, Fisher çiftinin çetesindeki bir kişi Ross’a saldırdı, dövdü ve çetenin toplandığı yere doğru sürükledi. Hikaye bu şekilde devam ederken Ross, Lavinia’yı tanıdı ve kendisine yardım etmesi için yalvardı. Lavinia, yardım etmek yerine kafasını bir pencereye sokup onu boğmaya başladı. Mücadele sırasında kaçmayı başaran Ross, yetkilileri uyarmak için Charleston’a geri döndü.

John Peeples efsanesi

Efsanenin diğer bir versiyonu John Peeples adında bir adama odaklanıyor. Bu versiyona göre John Peeples, Gürcistan’dan Charleston’a doğru giderken Six Mile House’da durmaya karar verdi. Lavinia ve John Fisher aynı tuzağı kurdular. Lavinia, ona henüz odasının hazır olmadığını söyledi ve yemek ikram etti. Daha sonra da olağan bir şekilde hayatı ve işi hakkında sorular sormaya başladı. Peeples çay sevmiyordu ancak han sahiplerine kaba görünmek istemedi. Lavinia tarafından çay ikram edildiğinde kabul etti ancak onun bakmadığı bir anda döktü. Sorular devam etti ve Peeples açık bir şekilde sorulardan rahatsız olmaya başladı. Han sahipleri yalnız olduklarını iddia etmesine rağmen, diğer odalardan insan sesleri duyuluyordu.

Bir süre sonra Lavinia, adama odasının hazırlandığı bilgisini verdi. Peeples, hala şüphe içindeydi ancak odaya gitti ve yatakta uyumak yerine sandalyede oturmayı tercih etti. Gecenin ortasında uyandı ve önündeki yatağın aşağıya doğru düştüğünü gördü. Fisher çiftinin kendisi için başka neler planladığını izlemek yerine aniden pencereden fırladı ve kaçtı.

Efsanenin gerçeklikten ayrımı 

David Ross ve John Peeple hikâyeleri doğruluk payına sahip. Yine de, onların düşen yatak tuzağı konusundaki korkunç hikâyeleri ve handa bulunan yüzlerce insan kemiği ya tam olarak doğrulanmadı ya da resmi kayıtlarla çelişki içinde.

Dönemin yerel gazeteleri cinayetlere ya da kayıplara odaklanmak yerine soygunlara odaklandı. Araştırmacılar, handa bazı cesetleri ortaya çıkardılar ancak burada yüzlerce ceset bulunduğu hikâyesi hemen hemen uydurmaydı. Fisher çifti ve cesetler arasında somut bir bağlantı yoktu. Mahkeme, John ve Lavinia Fisher’ı çete soygunu yapmakla suçladı. Bu suç, cinayet gibi failini ölüm cezasına çarptırabilen bir suçtu.

Hikayenin sonu

Kayıtlar, mahkemenin John ve Lavinia’nın idam cezasına çarptırıldığını gösteriyordu. İdam günü geldiğinde John, saygıdeğer bir papazla görüştü ve son dakikada tövbe etmeye çalıştı. Toplanan kalabalığa, Hristiyan bir adam olarak öldürülmemesi gerektiğini söyledi.

Son ana kadar korku içinde olan Lavinia, darağacına gelinlikle geldi ve evli bir kadın olarak asılmayacağını ümit etti ancak bu hiçbir işe yaramadı. İdamlardan sorumlu yargıç, önce John’un asılacağını söyledi. Yasa, evli kadınların idamını yasaklıyordu. Dul kadınların asılması hakkında ise herhangi bir yasa mevcut değildi.

Lavinia asılmadan önce; “ Cehenneme göndermek istediğiniz bir mesaj varsa bana söyleyin, taşıyacağım.” diye bağırdı. Bu da heyecan verici bir suç hikayesinin sonu oldu.

Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2019, 13:17

Banu Fırıncılar

Banu Fırıncılar, 1995 yılında İzmir’de doğdu. İlkokul ve lise eğitimini İzmir’de tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih bölümünü kazandı. Üniversite yıllarında Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nde staj yaptı ve çeşitli internet sitelerinde çevirmen olarak çalıştı. Aynı zamanda Orta Doğu Araştırmaları alanında seminerlere katıldı. Üniversiteden Ocak 2019’da mezun oldu ve şubat ayından beri Habernediyor.com’da editör olarak çalışıyor.


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER