Boşnakların dinmeyen acısı: Bosna soykırımı

Nisan 1992’de Bosna-Hersek hükümeti, Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan etti. Bundan sonraki süreçte Bosnalı Sırp kuvvetleri, Sırpların çoğunlukta olduğu Yugoslav ordusunun desteğiyle Boşnak ve Hırvat sivillere yönelik ağır suçlar işleyerek, yaklaşık 100 bin kişinin ölümüne neden oldu. Gelin birlikte Bosna soykırımının arka planına bakalım.

ÖZEL HABER 11.07.2019, 09:40 11.07.2019, 11:45 Banu Fırıncılar
Boşnakların dinmeyen acısı: Bosna soykırımı

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Bosna Hersek, Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan, Slovenya ve Makedonya gibi Balkan devletleri Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti’nin bir parçası oldu. 1980 yılında Yugoslav lider Josip Broz Tito’nun ölümünden sonra, farklı Yugoslav cumhuriyetleri arasında artan milliyetçilik, birliğin bölünmesine yönelik bir tehdit oluşturdu. Bu süreç, 1980’lerin ortalarından sonra Sırp lider Slobodan Miloseviç’in yükselişiyle yoğunlaştı. Miloseviç, Bosna ve Hırvatistan’daki Sırplar ile Hırvat, Boşnak ve Arnavut komşuları arasındaki huzursuzluğun artmasına neden oldu.

1991 yılında Slovenya, Hırvatistan ve Makedonya bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bunun ardından Hırvatistan’da çıkan savaş sırasında Sırpların egemen olduğu Yugoslav ordusu, Hırvat kuvvetleriyle acımasız bir çatışmanın ortasında olan Sırp ayrılıkçılarını destekledi.

Bosna’da Müslümanlar, 1971 yılına kadar ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu. Gelecekteki 20 yılda daha fazla Hırvat ve Sırp göç edince, Bosna’nın 4 milyonluk nüfusunun yüzde 44’ü Boşnak, yüzde 31’i Sırp, yüzde 17’si ise Hırvat oldu.

1990’ların sonunda yapılan seçimler, Boşnak Aliya İzzetbegoviç liderliğinde, üç etnik kökeni temsil eden partiler arasında bölünmüş bir koalisyon hükümeti ile sonuçlandı. Ülke içinde ve dışında gerginlikler yaşanırken, Bosnalı Sırp lider Radovan Karadziç ve Sırp Demokrat Partisi hükümetten çekildi ve ‘Sırp Ulusal Meclisi’ni kurdu. 3 Mart 1992’de yapılan bir referandum oylamasından sonra, Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç Bosna’nın bağımsızlığını ilan etti.

'Büyük Sırbistan' hayali

Bosna’nın bağımsızlık arayışından uzak olan Bosnalı Sırplar, Balkanlarda egemen bir Sırp devletinin parçası olmak istediler. Sırp ayrılıkçıları, uzun zamandır ‘Büyük Sırbistan’ın hayalini kuruyorlardı.

ABD ve Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun Bosna’nın bağımsızlığını tanımasından iki gün sonra, Mayıs 1992’nin başlarında Bosnalı Sırp kuvvetleri, Miloseviç’in ve Sırpların çoğunlukta olduğu Yugoslav ordusunun desteğiyle başkent Saraybosna’yı bombardımana tutmaya başladılar. Zvornik, Foça ve Visegrad dahil olmak üzere Bosna’nın doğusunda Boşnakların çoğunlukta olduğu kasabalara saldırdılar. Boşnak sivilleri sivilleri bölgeden zorla kovup, daha sonra ‘etnik temizlik’ olarak adlandırılan acımasız bir süreci başlattılar. Bu sürece 'etnik temizlik' denilse de tam anlamıyla bir 'soykırım' olduğu gerçekti. Etnik temizlik, soykırımdan farklıdır. Etnik temizliğin temel amacı, bir grup insanın bir coğrafi bölgeden çıkarılması ve bu insanlara fiziksel bir zarar verilmemesidir.

Bosnalı hükümet güçleri, bazen Hırvat ordusunun yardımıyla bölgeyi korumaya çalışsa da, Bosnalı Sırp güçleri 1993 yılının sonuna kadar ülkenin neredeyse dörtte üçünün kontrolünü elinde tutuyordu ve Karadziç’in partisi doğuda kendi Sırp Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Bosnalı Hırvatların çoğu ülkeyi terk ederken, önemli bir Boşnak nüfusu sadece küçük şehirlerde kaldı. Hırvat-Boşnak federasyonu ve Bosnalı Sırplar arasındaki bazı barış önerileri, Sırplar herhangi bir bölgeden vazgeçmeyi reddedince başarısız oldu.

Birleşmiş Milletler, Bosna’daki çatışmaya müdahale etmeyi reddetti, ancak Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin öncülüğünü yaptığı bir kampanya ile yerlerinden edilmiş, yetersiz beslenen ve yaralanan mağdurlara insani yardım sağlandı.

Srebrenitsa katliamı

1995 yazına kadar, Doğu Bosna’daki üç kasaba- Srebrenitsa, Zepa ve Goradze- Bosna hükümetinin kontrolü altında kaldı. ABD, bu yerleşim bölgelerini 1993 yılında güvenli bölgeler olarak ilan etti ve buraların uluslararası barış güçleri tarafından silahsızlandırılıp korunacağını söyledi. Fakat 11 Temmuz 1995’te Bosnalı Sırp kuvvetleri, Srebrenitsa’da görev yapan Hollandalı barış güçlerinin taburunu basarak ilerlediler.  

Sırp kuvvetleri, daha sonra Srebrenitsa’daki Boşnak sivilleri ayırdı, kadınları ve kızları otobüslere bindirdi ve onları Boşnaklara ait bölgelere gönderdi. Kadınların bir kısmı tecavüze ve cinsel tacize uğradı, geride kalan erkekler derhal öldürüldü ve toplu katliam bölgelerine gönderildi.

Sırp kuvvetleri tarafından Srebrenitsa’da öldürülen Boşnakların sayısının yaklaşık 7 bin ya da 8 binden fazla olduğuna yönelik farklı tahminler bulunmaktadır.

Bosnalı Sırp kuvvetleri, aynı ay Zepa’yı ele geçirip kalabalık bir Saraybosna pazarında bomba patlattıktan sonra, uluslararası toplum devam eden çatışmalar ve giderek artan sivil ölümlerine karşı daha sert tepkiler vermeye başladı. Ağustos 1995’te Sırpların Birleşmiş Milletlerin ültimatomuna uymayı reddetmesinden sonra NATO, Bosnalı Sırpların mevkilerini bombalama ve kara saldırısı girişimleri için Boşnak ve Hırvat kuvvetlerine katıldı.

Sırbistan’ın ekonomisi, Birleşmiş Milletler’in ticari yaptırımları ve askeri güçleri nedeniyle zayıflarken, Miloseviç ekim ayında müzakerelere katılmayı kabul etti. Kasım 1995’te Ohio eyaletinin Dayton şehrinde düzenlenen Birleşmiş Milletler destekli barış görüşmeleri, Hırvat-Boşnak Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti arasında ikiye bölünmüş federal bir Bosna’nın kurulmasıyla sonuçlandı.

Uluslararası toplumun tepkisi

Uluslararası toplum, Bosna’da Boşnak ve Hırvatlara karşı işlenen suçların engellenmesi için çok az şey yapmış olsa da, bu suçları işleyenlere karşı aktif olarak adalet arayışı içindeydi. Mayıs 1993’te ABD Güvenlik Konseyi, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni Lahey’de kurdu.

1945-46’daki Nürnberg duruşmalarından bu yana açılan ilk uluslararası mahkeme ve diğer savaş suçları arasında soykırım davası açan ilk mahkemeydi. Radovan Karadziç ve Bosnalı Sırp askeri komutanı General Ratko Mladiç, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soykırım ve insanlığa karşı işlenen diğer suçlardan suçlananlar arasındaydı. Nihayetinde mahkeme, eski Yugoslavya’da çatışmalar sırasında suç işleyen 161 kişiye dava açacaktı.

2002 yılında soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları nedeniyle mahkemeye getirilen Miloseviç, kensinin savunma avukatı olarak görev yaptı. Onun kötü durumdaki sağlığı, 2006 yılında hapishane hücresinde ölü bulunana kadar duruşmada uzun gecikmelere yol açtı.

Banu Fırıncılar

Yorumlar (0)
hafif yağmur