Berlin Duvarı yıkıldı da demokrasi altında mı kaldı?

Komünist Doğu Almanya ve Demokratik Batı Almanya’yı ayıran güçlü sembol yıkılalı 30 yıl oluyor. Peki yıkılan Berlin Duvarı'yla beraber Doğu Avrupa'ya demokrasi geldi mi?

ÖZEL HABER 08.11.2019, 18:20 10.11.2019, 14:13 Umur Gerenli
Berlin Duvarı yıkıldı da  demokrasi altında mı kaldı?

Komünizmin liberal batı için yarattığı tehdit 1989’da Doğu Avrupa’da, 1991’de Sovyetler’de çökmesinden sonra tükendi. Almanya birleşirken Yugoslavya, Çekoslovakya dağıldı. 

Sovyetlerden boşalan Doğu Avrupa ülkeleri hızlıca senelerin yoksun kalmışlığıyla açık pazara katıldı ve bu toplumlar demokratikleşmeye başladı. En azında umulan buydu. İddia o ki Doğu Avrupa Batı ideallerini sahiplenip bağlanarak Avrupa’ya dönüşe başladı.

Dünyanın bu gelişmeleri okuma biçimi yalnızca yeni pazarların açılmasına yönelik değil öte yandan Batı’nın ideolojik zaferinin de müjdecisi olduğu şeklindeydi. Demokrasi, açık pazar ve yönetsel reformlar gibi büyülü sözcüklerin dumanı altında pek çok ülkenin yöneticileri AB üyeliği süreçlerinde bu ortak Pazar reformlarını uyguladı ve demokrasinin ülkesine gelmesini umdu. Hatta pek çok ülke siyasi kurumları da ithal etmeye, seçim kurallarını, düzenleme kurullarını, bölgesel yönetim programlarını da uygulamaya başladı.
Bunlar yapılmadığında AB’de ABD’de havuç- sopa taktiğiyle bu reformaları destekledi, hatta 1999-2004 arasında NATO’ya 10 eski Sovyet ülkesi katılıyordu. Mayıs 2004’e geldiğimizde bu 10 ülkenin 8’i AB’ye de üye olmuş 2013’te 3’ü daha katılmıştı.

Görev tamamlandı mı?

Ancak zafer sarhoşluğunun kısa sürdüğü hemen anlaşıldı. Duvarın yıkılışıyla yükselen renkli tozlar 30 yıl sonra yere indiğinde elde demokratik erozyona uğramış, pazarlaştırılmış, pazarlaştığı ölçüde de otokrasilere dönüşmeye başlamış ülkeler vardı. Macaristan’da durum 2010’dan beri bu yönde seyrediyor, Polonya Macaristan’ın yolunda ilerliyor ve Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babis otokratik uygulamalarıyla gittikçe korku vermeye devam ediyor. Rusya’nın Sovyetlerden dağılan hayaleti şimdi başka bir yüzle ama aynı güce susayarak bölgede askerî ve siyasî gücünü arttırmanın yollarını arıyor. Nitekim Rusya’nın 2014’te Soğuk Savaş’tan beri en büyük krizlerden birine sahne olan Ukrayna işgali ve Kırım’ı İlhak etmesi hem Çek Başkanı Milos Zeman hem de Macaristan Başbakanı Viktor Orban tarafından desteklendi. Komünizm sonrası Avrupa ülkeleri için demokrasi, serbest piyasa ve yönetsel reformların ilerlediği yol çok da açık bir nihayete varmıyor ve demokrasi araçsallaşıyor. 

Demokrasiye ne oldu?

Liberal demokrasiler kendi başarılarının kurbanı haline geldi. İlk olarak anti demokratik canlanma ironik bir şekilde Avrupa Pazar uyumu için gereken reformları bahsi geçen Doğu Avrupa ülkelerindeki bürokratların gerçekleştirme azmiyle oldu. Bu politikalarını eleştirebilecek ana akım bir siyasal platform bulunmayışı açıkça siyaset meydanını radikal ve anti demokratik popülist söylemelere terk etti.

Bunun bir sonraki adımında ana akım partiler eleştirilmeye başlandığında bu anti demokratik aşırıcı söylemlerin savunucuları yavaş yavaş güç kazanmaya ve meşru bir zemin bulmaya başladı. Bu noktada “ülke çıkarları” demokratik düzenin önüne geçmeye başladı.
İkincisi, Avrupa'da görünen demokrasi ve piyasanın zaferi, AB ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bir gönül rahatlığı yarattı. AB bu resimde her ne kadar Polonya ve Macaristan'daki demokratik uyumsuzluğa dikkat çekse dahi bu hükümetlere herhangi bir yaptırım da uygulamadı.

Esasında söylenmesi gereken şey şu: Rusya’nın hükümetleri hiçbir zaman Batı’nın ikili demokrasi ve pazar projelerine tam anlamıyla uyum göstermedi. Clinton yönetiminin 1990’larda ABD’nin çıkarlarını arttırdığı için övgüde bulunduğu Rusya’nın ilk başkanı Boris Yeltsin dahi, adil seçimlere ve serbest bir piyasa için gereken bağlılığından yoksundu. Yeltsin, Rusya’nın kapitalizme geçişini engelleyen oligarşileri güçlendirdi ve Vladimir Putin’i halefi olarak ilan etti.

Şimdi ne olacak?

Berlin Duvarı'nın yıkılması, daha geniş pazarlar ve yeni demokrasiler inşa etmek için muazzam yeni fırsatlar anlamına geliyordu; ancak aynı zamanda illiberal rejimlerin ve Rusya’nın yeniden canlanan etkisinin kurulmasına da yol açtığı yadsınamaz. Bugün artık öğrendiğimiz gibi, demokrasi geri dönüşü olmayan bir başarı bir nihai son anlamına asla gelmiyor. Bu, özellikle saldırgan ve otokratik bir gücün gölgesinde yeni demokratikleşmiş ülkeler arasında somut bir gerçek gibi artık Berlin Duvar’ından daha sağlam bir duvar olarak karşımızda duruyor. 

Habernediyor.com / Umur Gerenli

Yorumlar (0)
açık