Avrupa'nın karanlık yüzü: Cadı Avı

Avrupa'da yaklaşık 300 yıl boyunca süren cadı avının nedenlerini masaya yatırdık.

Avrupa'nın karanlık yüzü: Cadı Avı

Tarihin pek çok döneminde çeşitli katliamlar yapılmış, genellikle nu katliamlardan payını alan masum kişiler olmuştur. Avrupa’da 1500 ile 1700’lü yıllar arasında korku salan cadı avı ise belki de insanlık tarihinin en yüz kızartıcı dönemlerinden birisi…

Cadı kavramı eski Şamanist kültürlerden gelse de zamanla yayıldığı yöreye göre farklılaştı. Hristiyanlığın, Roma İmparatorluğu tarafından kabulüyle birlikte Avrupa’da ‘cadı korkusu’ iyice yaygınlaşmıştı.

İnanışa göre cadılar, şeytanla anlaşma yapıyor ve büyülü üçler kazanıyordu. Ne var ki 1500’lü yıllara kadar cadılar öldürülmesi gereken varlıklar olarak görülmez.

Cadıların Çekici isimli kitap katliamların kaynağı oldu

5 Aralık 1484’te Papa 8. Innocentius, cadılığın cezasız kalmaması için bir ferman yayımladı.

Bu sorunu defetmek için Heinrich Kramer ve Jacop Sprenger adlı iki kişiyi görevlendirdi. İkilinin yazdığı Malleus Maleficrum (Cadıların Çekici) isimli kitap bu konuda otorite kabul edildi. Avrupa’da cadı avı bu kitapla birlikte yaygınlaştı.

Dünya edebiyatının en zalim eseri

Cadılarla ilgili eski hikayeleri derleyen ve özelliklerini anlatan bu kitap, dünya edebiyatının en zalim eseri olarak kabul edildi.

Tarihin tuhaf cilvelerinden birisi de, Avrupa’da Rönesans etkilerinin görülmeye başladığı dönemde cadı avının da başlamış olmasıdır.

Cadı avının sosyal sebepleri

Aydınlanmanın etkilerinden korunmak isteyen Kilise kurumunun kendisini korumak istemesi bu garip tarihi dönemi tek başına açıklamaya yetmez.

Müslüman-Türk dünyasının Avrupa’ya baskısı, kötü ekonomik koşullar ve kara veba gibi ölümcül hastalıkların yaygınlaşması pek çok tepkiyi tetikledi. Kiliseye göre, bu kötü koşulların sebebi Hristiyan Avrupa olamayacağı için bir günah keçisi yaratılmalıydı.

Topluma zarar veren bu olayların sorumlusu cadılardı. Tarihi kayıtlara göre ilk dönemlerde infaz edilen ve cadılıkla suçlanan kadınların genellikle yaşlı ve bakımsız kadınlardan seçilmiştir.

Zamanla cadı tanımı değişiklik göstermiştir. Öyle ki, 1680 yılında Almanya’nın güneyinde cadılıkla suçlanan kadınların %70’i 22 yaşından gençtir.

Şeytanla anlaşma yapıp büyülü güçler kazanıyorlardı

Cadıların, geceleri şeytanlarla anlaşmalar yaptığı, şeytana adak adadıkları, küçük bebekleri yedikleri ve toplantılarında cinsel birliktelikler yaşadıkları öne sürülüyordu.

Bunun karşılığında da özel güçlerle donandıklarına ve gençleştiklerine inanılıyordu.

Cadılığın kanıtları

Birisinin cadı olarak yargılanması düşündüğünüz kadar zor bir şey değildi. Zira kavgalı iki aileden biri, diğer ailenin üyesi herhangi bir kadını cadılıkla suçluyorsa bu, o kişinin cadı olduğuna kanıttı. Cadılığın kanıtı Almanya’nın bazı bölgelerinde gerçekten de suçlanmaktan ibaretti.

Eğer suçlandıysanız masum olmadığınız düşünülüyordu. (ateş olmayan yerden duman çıkmaz) İşkence görerek yargılanırken cadı olduğunuzu kabul etmezseniz, yalancılıkla suçlanıp cadı olduğunuza karar veriliyordu ve yakılarak öldürülüyordunuz.

Yanarak ölenlerin cenete gideceği inancı yaygındı

Şayet işkenceye dayanamayıp cadılık suçlamasını kabul ederseniz, bu kez de cadı olduğunuzdan dolayı yakılıyordunuz. Yanarak ölenlerin, cehennem ateşini bu dünyada gördükleri için temizlendikleri ve cennete gidecekleri düşünülüyordu.

Şans eseri vicdanlı bir cellada denk gelirseniz, bu kez de önce kafanız uçuruluyor ardından yakılıyordunuz.

Cadılığı kanıtlamanın farklı yolları

Birisinin cadı olduğunu anlamanın farklı yolları da vardı. Cadılıkla suçlanan kişinin vücut kılları kalabalığın önünde kesiliyor ve kanıt aranıyordu.

Vücutta bulunan siğil, ben ve doğum lekesi gibi yaralar kanıt sayılabiliyordu. Bazen de bu siğillere iğne batırılıyor, eğer siğil acısız ve kansız ise kanıt olarak kabul ediliyordu.

Cadıların hafif olduğuna inanılıyordu

Bir yönteme göre de cadı olduğu düşünülen kişi kutsanmış soğuk suya atılıyordu. Şayet bu kişi suda batarsa cadı değildi, batmazsa ise cadı olduğu kanıtlanıyordu. Bu uygulamanın sebebi, cadıların çok hafif olduklarına dair bir inanışla ilgiliydi.

Cadı avlarının yarısından fazlası bugün Almanya, İtalya ve Fransa’yı içine alan bölgede gerçekleşti. O dönemde Osmanlı’daki ve diğer bölgelerdeki Hristiyanların böyle bir uygulamasına dair bulgu yok.

Cizvit papazı itiraf etti

Yaklaşık 250 yıl boyunca Avrupa’da 500 bin kişinin cadılık suçlamasıyla yakıldığı biliniyor. Friedrich Spee isimli bir Cizvit papazı birçok yargılama ve infazda yer almıştı.

 Papaz,1631 yılında yazdığı makalesinde yargılanan kişilerin suçlu olmadığını gördüğünü itiraf etmişti.

Bu aşamadan sonra cadı avına şiddetle karşı çıkan bu papaz, infazlar sonrasında ülkede insan kalmayacağından duyduğu endişeyi, dile getiriyordu.

18. yüzyılda sona erdi

1700’lü yılların başından itibaren cadı avları azalarak sona erdi. Ancak Avrupa’da tam da aydınlanmanın ortaya çıktığı bir çağın böylesine karanlıklarla dolması uzun yıllar unutulmadı. Bu kara leke, daha sonra pek çok roman, hikaye, tiyatro oyunu ve sinema eserinin konusu oldu.

Güncelleme Tarihi: 15 Mayıs 2019, 19:09
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER