Game of Thrones 8. Sezon 3. Bölüm İnceleme: Uzun Gece

İlk sezondan beri heyecanla, merakla ve büyük bir hevesle beklenen o ‘Uzun Gece’ geldi.

Game of Thrones 8. Sezon 3. Bölüm İnceleme: Uzun Gece

Game of Thrones; 8. Sezonunun 3. Bölümünü ardında bırakırken, upuzun savaş sahneleri ile izleyenlere doyumsuz anlar yaşattı. Henüz son bölümü izlemediyseniz, izleyene kadar size kalenize geri çekilmenizi ve bulabildiğiniz en spoilersız odaya girmenizi öneririz. Çünkü haberimiz bir hayli spoiler içeriyor...

Karanlık, çok karanlık bir bölümdü. Game of Thrones evreninin karanlığın en hâkim olduğu bölümü de denilebilir. Karanlık atmosfer ile birleşen cehennem kırmızısı ve buz mavisi sahneler; bölüm süresince buz ve ateşin şarkısını söyledi…

Bölümün ismi ‘Uzun Gece’ (The Long Night) idi. Yönetmenler, savaş sahneleri de dâhil bölümün tamamına hâkim olan karanlık ile ilgili eleştiri alınacağını bildikleri halde böylesi bir karar almış olmalılar. Bu kararlarının ardında, izleyiciye karakterlerle aynı hissi yaşatmak istemeleri yatıyor olabilir.

Çaresizlik, korku, dehşet, endişe ve huzursuzluk duygularının hem karakterler hem de izleyenler açısından yoğun olarak yaşandığı bu son bölümde; öyle ki gözler, küçücük bir kızın dev tarafından kemiklerinin kırılmasına dahi şahit oldu.

Kızıl Rahibenin Geri Dönüşü

Gece karanlık ve korku ile doluydu ki, Kızıl Rahibe Melisandre çıkageldi. Kızıllar içindeki mistik kadının Dothraki ordusunun Arakh ismi verilen silahlarını ateşle büyülemesi, görülmeye değerdi. Karanlığın içerisinde aydınlık sağlayan tek şey ateşti ve Dothrakiler, ateşten silahlarıyla at üstünde bilinmeze doğru hızla gittiler. Sahnenin görselliği muazzam olsa da, Dothraki ordusunu bu şekilde öne sürmek akıllıca değildi.

Burada Roberth Baratheon’un bir sözünü hatırlayalım: “Sadece bir aptal Dothrakilerle açık alanda savaşır.”

Maalesef, ölülerden oluşan orduya karşı açık alanda tüm halk ve birliklerden daha üstün olan Dothrakilerin hiçbir şansı yoktu.

Ejderhaların Dansı

Hazırlanan savaş stratejisine göre, ordular yeryüzünde çarpışırlarken, Dany ve Jon ejderhalarla birlikte sabırla Night King’in (Gece Kralı) belirmesini bekleyecekti. Burada hesap edilmeyen şey ise, ejderhaların annesinin Dothraki ordusu ile ilk günden beri kurmuş olduğu duygusal bağ idi. Dothrakiler bir nevi onun halkıydı.

Ejderhaların annesine sadık olan Dothrakilerin ateşten silahları, karanlığın ve fırtınanın içerisinde yitip giderken, Daenerys bu manzaraya daha fazla dayanamadı. Drogon’u Ak Gezenlerin üzerine sürdü ve ejderhanın olağanca ateşi, bu akılsız ölü ordusunu yakıp kül etmeye başladı.

Night King’in Ortaya Çıkışı

Yeryüzünde hizalanmış olan Lekesizler ve Kuzey’in askerleri John ve Daenerys’in sağladığı destekle Ak Gezenleri geriye püskürtmeye çalışırlarken, Night King’in dramatik girişi için gereken mükemmel ortam çoktan sağlanmıştı.

Ejderhalar, Night King’in kontrolü altına giren Viserion ile mücadeleye giriştiklerinde, Winterfell birlikleri kale dışında savunma yapmanın ne kadar kötü bir strateji olduğunu geç de olsa anlayacaklardı.

Uzun Gece’nin gelişi, her biri için dehşet ve daha önce görülmemiş bir yıkım demekti. Askerler kale içine doğru geri çekilirlerken artlarında binlerce ölü beden bırakmıştı.

Kale savaşlarının en ölümcül stratejilerinden olan surlara asker yerleştirme gayesi, Game of Thrones’un bu bölümünde ne yazık ki uygulanmadı. Kalenin surlarında yeterince destek olmadığı için ölüler hem Winterfell kapısından hem de surlardan akın akın avluya doluşmaya başladı.

Kızıl rahibenin kalenin çevresine kuşatmış olduğu ateş bile, on binlerce Ak Gezene etki edemezdi.

Dev ile Küçük Savaşçının Karşılaşması

Ölüm kalım savaşı, o kaotik ortam; kırmızı ve siyahın korkutucu uyumu ile izleyicileri etkisi altına alırken, Lyanna Mormont bile dev Wun Wun’un ölü bedeni altında ezildi.

Hatırlarsanız, önceki sezon, Westeros’ta kalan son dev olan Wun Wun, Winterfell’in Ramsay Bolton’dan geri alınması esnasında öldürülmüştü. Bu sezon Ak Gezenlerin ordusunda rastlanılan Wun Wun’un o dev cüssesi ile dizinin en küçük karakterlerinden olan Lyanna ile karşılaşması ise oldukça etkileyiciydi. Kuzey’in cesur ve küçük savaşçısı Lyanna, Wun Wun’un elleri arasında kemikleri paramparça edilirken rakibinin canını da beraberinde götürmeyi bildi.

Senaristlerin, Lyanna Mormont gibi sevilen bir karakter için böylesi kahramanca bir ölüm kaleme alması ise takdir edilir cinstendi.

Ölümün Binlerce Yüzü

Uzun Gece kapıya dayanmadan evvel, ölümün bu yüzünü de hevesle görmek istediğini söyleyen Arya Stark’ı, etkileyici bir dövüş sekansının ardından Ak Gezenlerle daha fazla başa çıkamayacağını anlayarak canını kurtarmak için kaçarken gördük. Eskiden yuvası olan kale koridorları, şimdi insan etine susamış olan Ak Gezenlerle doluydu.

Neredeyse ölmek üzere olan Arya, Beric’in kendini onun için feda etmesiyle kurtuldu.

Beric, tüm sezonlar boyunca defalarca ölümden dönmüştü. Ölmüş ama kızıl rahipler tarafından tekrar tekrar diriltilmişti. Bu defa ise bir daha geri dönmemek üzere kapattı gözlerini. Arya’yı kurtarmış; amacını yerine getirmişti.

Mantık Hataları

Night King ile John ve Daenerys’in gökyüzünde ejderhalarla yaptığı dans, Ak Gezenlerin kralının bindiği ejderhadan düşürülmesi ile son buldu. Dany dillere pelesenk olmuş o söz ile sadık ejderhasına Night King’i yakıp kül etme emri verdi:

“Dracarys!”

Night King ise hiç zarar görmedi.

Gözler, kralın buzdan mızrağı ile ateşlerin içerisinden Drogon'a karşı saldırı yapmış olmasını bekledi. Senaryodaki bu hata, Night King’in karakter gelişimi açısından mantıksızlık barındırıyordu.

Bunun yerine, sanırız ki yönetmenler Night King’in ateşlerin içerisinde sinsice sırıtmasını daha uygun buldu.

Drogon’un püskürdüğü ateş dağıldıktan sonra, Night King mızrağını kullanma girişiminde bulundu ama bir işe yaramadı. Daenerys ve Drogon kaçmayı başardı. (Mızrak göstere göstere atıldığı için kaçabilmeleri çok normal)

Night King, büyüsünü bir kez daha yaptı ve savaş ortamındaki ölüleri Ak Gezenler olarak tekrar kaldırdı. Jon, bu Ak Gezenlerin ortasında kaldığında Daenerys’in Drogon ile yere inmesi ise başka bir mantık hatasını gözler önüne serdi.

Drogon yere indikten sonra etrafı Ak Gezenlerle çevrildi; ejderhanın bu ölü bedenleri üzerlerine ateş üfleyerek çok kolay bir şekilde imha edebilmesi gerekirken, (önceki sezon olduğu gibi) durum böyle olmadı. Ejderha, Ak Gezenlerin saldırısına uğradı ve çareyi Daenerys’i sırtından atarak kaçmakta buldu.

Sir Jorah’ın Fedakârlığı

Uzun gece, fedakârlıkları da beraberinde getirdi. John, Godswood’da Night King için bir nevi yem olarak bekleyen Bran’in yanına koşarken Daenerys’i geride bırakmak zorunda kaldı. Ejderhaların annesi, ölülerin arasında tek başına iken yardımına yine ona deli divane âşık ama aşkına asla karşılık alamayan Sir Jorah koştu. Ak Gezenlerin tüm kılıç darbelerine karşılık sevdiği kadın için deyim yerindeyse göğsünü siper eden Sir Jorah da Uzun Gece’nin aramızdan aldığı cesur kahramanlar arasına karıştı.

Mezarlıktaki Ölüler

Yeryüzündeki savaş devam ederken, yerin altının da ondan geri kalır hiçbir yanı yoktu. Night King’in gerçekleştirmiş olduğu büyü, savaşta ölenlerin yanı sıra mezarlıktaki ölüleri de diriltti. Asırlardır huzurlu mezarlarında yatmakta olan Kuzey insanlarına ait ölü bedenler; Sansa Stark, Tyrion ve Varys’in halkın çocuk ve kadınlardan oluşan grubuyla saklanmakta olduğu küçücük alanda ayaklanmaya başladı.

Artık ne yukarısı ne de aşağısı güvendeydi…

Kahverengi Gözler, Yeşil Gözler, Mavi Gözler

Game of Thrones’un üçüncü sezonunda daha henüz öfkeli ve küçük bir kızken Arya Stark’a Melisandre tarafından yapılan kehaneti hatırlayalım:

“İçinde büyük bir karanlık görüyorum ve o karanlıkta bana bakan gözler var; kahverengi gözler, yeşil gözler, mavi gözler… Sonsuza kadar kapatılacak olan gözler. Tekrar karşılaşacağız…”

O Uzun Gece’de, ölümün enselerinde bittiği o dakikalarda, Arya ile Melisandre tekrar karşılaştı ve Arya artık canını kurtarmaya çalışmak yerine kehaneti gerçekleştirmeye koyuldu.

Melisandre: “Biz Ölüm Tanrısı’na ne cevap veririz?”

Arya: “Bugün olmaz!”

Bu karşılaşma için ise sanırız her öldüğünde Kızıl Rahipler tarafından Starkların savaşçı olmayı kafasına koymuş ve sonunda ölümcül bir suikastçı olmuş Arya’sını Uzun Gece’de tam da en ihtiyacı olduğu vakitte kurtarmak için diriltilmiş olan Beric’e teşekkür etmek gerekiyor.

Her Şeyin Başladığı Yer

Dothrakilerin Khaleesi’si Daenerys, Night King’e ulaşamıyor; John Snow da, ondan beklenildiği üzere son anda çıkıp gelerek Bran’i kurtaramıyordu.

Night King ise sonunda Bran’in onu beklediği yere, Godswood’da, kendisinin yaratıldığı; her şeyin başladığı yerdeydi. Üç gözlü kuzgunu imha ettiğinde, insanlığın da hafızası silinecek; zaferi garantilenecekti.

Lakin Arya Stark, tüm Azor Ahai teorilerini çürüterek, hiçbir efsane ya da büyü olmaksızın John’un ulaşamadığı kadar yaklaştı gecenin kralına.

Tek bir şansı vardı...

Bran’in öldürmesi için tutulan suikastçının hançeri ile, Littlefinger’ın babası Ned Stark’ın boğazına dayadığı hançer ile, yıllar sonra Bran’in eline geçen ve gerçek bir amaç uğruna kullanması için Arya’ya verdiği hançer ile Night King’i Game of Thrones ekranlarından sonsuza kadar sildi.

Melisandre’nin kehaneti gerçekleşti. Kızıl rahibe haklıydı; gece karanlıktı ve korkunç kötülüklerle doluydu. Night King yok edildiğinde ise karanlık da yok oldu…

Yeni gün ile birlikte rahibenin savaşı bitti ve bu yeni doğan gün, son üç bölüme ait soru işaretlerini de beraberinde getirdi…

Game of Thrones'un Taht Savaşları, Kings Landing'de mi sona erecek?

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2019, 08:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER