Şimdi uzaklardasın… Zeki Müren’in ölümünün üzerinden 26 yıl geçti

Hayatı boyunca 600'ü aşkın plak ve kaset dolduran Türk Sanat Müziği'nin en büyük yorumcularından; oyuncu, söz yazarı ve besteci Zeki Müren, vefatının 26. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor.

KÜLTÜR-SANAT 24.09.2022, 14:00 24.09.2022, 17:43 Ömer Aksan
Şimdi uzaklardasın… Zeki Müren’in ölümünün üzerinden 26 yıl geçti

Türk müziğinde, unutulmaz sesi ve yorumuyla büyük bir iz bırakan Sanat Güneşi Zeki Müren'in vefatının üzerinden 26 sene geçti.

Tarzı ve farklı sesiyle yaşadığı zamanlara damga vuran ve bugün bile büyük bir hayran kitlesine sahip olan besteci, yorumcu, oyuncu ve söz yazarı Zeki Müren, Üsküp'ten Bursa'ya göç eden Kaya ve Hayriye Müren çiftinin tek çocuğu olarak 6 Aralık 1931'de doğdu.

“Sabah ezanı okurken doğmuşum”

Bursa'da Tophane Mahallesi'nde doğan sanatçı, yaptığı bir açıklamada, ailesini ve dünyaya gelişini şöyle anlatmıştı:

"Uludağ eteklerine ikinci kar düşmüş. Bursa, 0’ın altındaki gecelerinden birisini yaşıyor. Dedem Hacı Mehmet Efendi, göbeğimin kesilmesinin ardından o güzel sesiyle kulaklarıma ilk ninniyi söylemiş, 'Oğlan oğlan boynuma dolan. Kolum sana yastık, saçlarım yorgan.' Sabah ezanı esnasında saat beşte dünyaya gelmişim. Rahmetli babaannem, ‘Umarım başarılı ve zeki bir çocuk olur’ diyerek ismimi Zeki koymuş. Ortapazar Caddesi'nde yaşayanlar, o sabah ebemin sevinç çığlıklarına gelmişler. Güzel sesli dedem Mehmet Efendi çok meşhur bir hafızdı. Her gün Şehadet Camisi'ne gider, orada ezan okurdu. Ezan okurken, bütün vatandaşlar sokaklara dökülür, tüyleri ürpererek onu dinlerdi. Babam Kaya Müren ise Bursa'nın en iyi giyinenlerinden biriydi. Yaz-kış demeden ölünceye kadar o takım elbisesini ve kravatını çıkarmadı. Babaannem, uzun beyaz entarisini hiç çıkarmaz, saçları daima topuzlu dolaşırdı. O sebeple adı 'Temiz Hayriye'ye çıkmıştı."

Zeki Müren, ilk musiki nağmelerini sesinin güzelliğiyle bilinen dedesi Şehadet Camisi müezzini Bıçkıcı Mehmet Efendi'den esinlenerek, 3 yaşında şarkı söylemeye başladı. Annesinin yardımıyla 5 yaşındayken alfabeyi öğrenen sanatçı, ilk ve orta öğrenimini Bursa'da bitirdi. Henüz ilk okuldayken yeteneği öğretmenleri tarafından fark edilen Müren, ilkokulda bir piyeste çoban rolünde oynadı. Müren, evinin bahçesinde bulunan sardunyalı havuzun başında mahalleli için çocukken ilk kez sahne almaya başladığını söylediği bir açıklamasında, "Her yaz Ortapazar Caddesi'ne çadır tiyatroları gelir, boş arsalara kurulurdu. O çadır tiyatrolarına bayılırdım. Babama daima 'Ne olur önden bilet al' diye yalvarırdım. Benim hatırım için evdekiler iki günde bir çadır tiyatrosuna taşınırdı. Önce bir saz heyeti sahneye çıkardı. Daha sonra şarkıcılar sırayla sahneye çıkardı. Oturduğum yerden onlarla mırıldanır, şarkılar söylerdim. Özellikle çadırın assolisti çıktığı günlerde nefesim kesilirdi, heyecandan duramazdım" sözlerini kullandı.

İlk sahne korkusu

Sanat Güneşi Zeki Müren, "İlk defa çadır tiyatrosunda sahne kokusunu, şarkıcıları izlerken hissettim. Ne tuhaf bir kokuydu o. Şarkıcıların süründükleri esans, makyaj, sahnenin arkasındaki tuvaletten gelen koku! Bu rutubetli kokuyu ciğerlerimin derinliklerine kadar çekerdim. Ben o zamanlarda koyu bir Müzeyyen Senar hayranıydım. Müzeyyen Hanım'ın evimizde bütün plakları vardı. Okul dönüşü onları dinler, sonra ilk dersleri aldığım Bursalı tambur üstadı İzzet Gerçeker Beyefendi ile Müzeyyen Hanım'ın parçalarını beraber geçerdik" ifadelerini kullandı. Ailesini ikna ederek İstanbul'a lise eğitimi için gelen Müren, 1946'da İstanbul Boğaziçi Lisesinde yatılı eğitim almaya başladı. Usta şarkıcı, "Zehretme hayatı bana, Elemlerle doldu benim her anım, Kederimle yanıp sönse de canım, İnan ki ben sana yine hayranım." isimli acemkürdi makamındaki ilk eserini Bursa'da 1949'da kaleme aldı. Eser, TRT radyosunda Suzan Güven tarafından seslendirildikten sonra dikkatleri çekti. Boğaziçi Lisesi'nde müzik dersleri veren bestekar Şerif İçli ve Kadri Şençalar'ın derslerini izleyen Müren, lise sondayken Şükrü Tunar'ın "Bir Muhabbet Kuşu" isimli eseriyle ilk plağını doldurdu. Resim ve edebiyat sanatına da ilgi gösteren Müren, ünlü yönetmen Arşavir Alyanak'ın babası Agopos Efendi ile birlikte Udi Krikor'dan da bazı dersler alarak musiki eğitimine devam ettirdi. Usta şarkıcı, olgunluk imtihanlarını iyi bir dereceyle vererek, 1950'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisine (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) girmeyi başardı. Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden 1. olarak mezun olan Müren, öğrencilik döneminde başladığı desen çalışmalarını, açtığı sergilerle sanatseverlerin beğenisine sundu.Üniversiteye girdiği yıl TRT İstanbul Radyosu tarafından açılan ve 186 adayın katıldığı solistlik sınavını 1. olarak kazanan Zeki Müren, 1 Ocak 1951'de İstanbul Radyosunda canlı bir şekilde yayınlanan bir programda ilk radyo konserini verdi. Burada kendisine eşlik eden saz ekibinde Hakkı Derman, Şükrü Tunar, Serif İçli, Necdet Gezen ve Refik Fersan yer aldı.

Zeki Müren, başarılı bir şekilde verdiği ilk konserden sonra radyolarda düzenli ve büyük bir bölümü canlı olmak üzere 15 sene boyunca unutulmayan parçaları seslendirdi.

1954'te sinema dünyasına adım attı

Sanatçı 1954'te "Beklenen Şarkı" isimli filmle ilk kez sinemada görünürken bu yapımda Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve ilk kadın yıldızı Cahide Sonku ile rol aldı. Müren'in 10 bestesinin de yer bulduğu müzikal film, sanatçıyı görmek isteyenlerin ilgisi sebebiyle gişe rekorları kırdı.

Türk sinemasında 17 filmde rol alan sanatçı, sektörde en yüksek rakamlı sözleşmeleri aldı, 1955'te Arena Tiyatrosu'nun "Çay ve Sempati" isimli oyununda da başrol oynadı. Müren'in oynadığı filmlere Berduş, Altın Kafes, Hayat Bazen Tatlıdır, Bir Yaz Yağmuru gibi kendi bestelerinin ismi verildi.

Dönemin en popüler, aranılan yüzü ve sesi olan Müren, 26 Mayıs 1955'te ilk sahne konserini verdi. Sanatçı, aynı yıl Manolyam parçasıyla Türkiye'de ilk defa verilen Altın Plak Ödülü'nü kazandı.

Zeki Müren, gördüğü ulusal ilginin dışında uluslararası alanda da ön plana çıkarak, 1976'da Londra'daki Royal Albert Hall'da konser verdi ve burada sahne alan ilk Türk sanatçı oldu. 

Usta sanatçı, 1957-1958'de askerliğini yedek subay olarak Ankara Piyade Okulu, İstanbul Harbiye Temsil Bürosu ve Çankırı'da bitirdi.

Kendine ait gösterişli ve ilgi uyandıran kıyafetleriyle de hayranlarının ilgisini kazanan ve "Sanat Güneşi" olarak Türk toplumunun hafızasında yer bulan Müren, aralıksız bir şekilde 11 yıl boyunca Behiye Aksoy ile Maksim Gazinosu sahnelerinde dönüşümlü sahne aldı.

En sevdiği şarkı ‘Yalnız Benim Ol’

Sanatçı Müren'in en sevdiği şarkı, Selahattin Pınar'a ait olan ‘Yalnız benim ol, el yüzüne bakma sen’ isimli eseriydi.

Hayatı boyunca 600'ü aşkın kaset ve plak dolduran sanatçı, 1991'de Devlet Sanatçısı seçildi. Manolyam, Şimdi Uzaklardasın, Bir Demet Yasemen, Elbet Bir Gün Buluşacağız ve Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin gibi birçok sevilen esere sahip olan Müren, aynı zamanda kurallı bir biçimde Türkçe konuşmaya özen göstermesiyle tanınıyordu.

Sanatın pek çok alanında başarılı eserler veren Müren, farklı dönemlerde yazdığı şiirlerini bir araya getirdiği, ‘Bıldırcın Yağmuru’ isimli eserini 1965'te kaset ve kitap olarak hayranlarının beğenisine sundu.

1996’da hayatını kaybetti

Zeki Müren, Kuşadası'nda 1980 yılında kalp spazmı, daha sonra ise 1983'te Fransa’da kalp krizi geçirdi. Sahnelerden uzaklaşarak Bodrum'a yerleşen şarkıcı, son konserini 1984'te geliri antik tiyatronun restorasyonuna harcanmak için Bodrum Kalesi'nde verdi. Mal varlığını Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı ile Türk Eğitim Vakfı’na bağışlayan usta sanatçı, Muazzez Abacı, Muazzez Ersoy ve Ajda Pekkan ile düetlerin yer alacağı 7 şarkıdan oluşan yeni kasetini bitiremeden, TRT'nin İzmir Radyosu Stüdyolarındaki canlı yayında, 24 Eylül 1996'da kalp yetmezliği neticesinde yaşamını yitirdi.

Yorumlar (0)