DSP Genel Başkanı Aksakal'dan 'sığınmacı' açıklaması: 'Misafirlik bir yere kadardır'

Gündemi değerlendiren bir basın toplantısı gerçekleştiren Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, mülteci meselesiyle ilgili " ‘Huzurlu bir ortam olunca gönüllü olarak kendileri dönecek’ gibi bir beklenti sergilemek siyaset jargonunda topu taca atmak anlamına gelmektedir." açıklamasını yaptı ve “Artık evli evine, köylü köyüne demenin zamanı gelmiştir” şeklinde konuştu. 

GÜNDEM 21.04.2022, 15:20 21.04.2022, 17:02 Ömer Aksan
DSP Genel Başkanı Aksakal'dan 'sığınmacı' açıklaması: 'Misafirlik bir yere kadardır'

Bir basın toplantısı düzenleyen Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, Türkiye’de yaşananları, ülke ve dünya gündemiyle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. 

Terör operasyonları: “Allah kahramanlarımızı esirgesin”

İki yıldır devam eden Kovid-19 salgınında son dönemlere yaklaşıldığına dikkat çekerek sözlerine Başlayan Aksal, ardından terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonlarla ilgili değerlendirmelerini paylaştı ve şunları söyledi:

“İki yıl boyunca bütün insanlığı esareti altına almış olan Kovid-19 salgınında artık sona yaklaşmanın sevincini yaşadığımızı ifade ederek açıklamalarıma başlamak istiyorum. Buna rağmen önlemleri elden bırakmamamız gerektiği yönünde uyarılarımızı ileterek, şu ana kadar hayatını kaybeden bütün yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, tedavisi devam edenlere ise acil şifalar diliyorum. Tabii ki bu badirenin ortadan kaldırılması konusunda insanüstü çaba harcayan sağlık personelimizin hakkı ödenemez. Onları da şükran ve saygıyla buradan tekrar selamlıyorum. Onlarca yıldır Türkiye’nin kesintisiz bir biçimde devam eden terörle mücadelesi çerçevesinde, Irak’ın kuzey bölgesinde başlatılmış olan Pençe – Kilit harekâtı, ihanet odaklarının ortadan tamamıyla kaldırılması amacıyla devam etmekte, bu süreç içinde de alçak tuzaklamalarla hain saldırılar sürmektedir. Geçtiğimiz gün Üsteğmen Ömer Delibaş ve dün şehitlik mertebesine ulaşan Teğmen Kaan Kanlıkuyu’yu yüreğimize gömdük. Dün, İnfaz ve Koruma Memurlarını taşıyan otobüs Bursa’da bir bomba tuzağıyla sabote edildi, bir memurumuz da bu saldırı sonucunda şehit oldu, 1’i ağır olmak üzere 4 memur yaralandı. Hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Tabii ateş düştüğü yeri yakıyor, yakınlarına ve ailelerine sabır ve metanet diliyorum. Tüm milletimizin başı sağ olsun. Bu tarz saldırılar, tabii kasıtlı ve planlıdır. Son dönemlerde sık sık televizyonlarda rastladığımız birtakım film ve dizi senaryolarının bu ve benzeri gelişmelere karşı subliminal mesajları da verdiğine ilişkin dikkat çeken kanaat ve değerlendirmeler de ortaya konulmaktadır. Milli İstihbarat Teşkilatımızın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Emniyet ve Jandarma Teşkilatımızın olağanüstü çabaları ile aziz Türk milletinin desteği ile birlikte sonunda bu badirelerin de üstesinden geleceğimize inanıyorum. Allah kahramanlarımızı esirgesin, ayaklarına taş değmesin.”

Kur’an-ı Kerim’e saldırı: “Sabır sınama denemesi…”

Geçtiğimiz günlerde, önce İsveç’te ve daha sonra Danimarka’da Kur’an-ı Kerim’e yönelik düzenlenen saldırılara değinen Aksakal, şunları söyledi:

“Coğrafya toplumların kaderini belirler. Binlerce yıldır Türk milleti de bu coğrafyanın dayatmış olduğu koşullarla ortaya çıkan kaderini yaşamakta ve bunu artık kendisine bir yaşam biçimi şeklinde kabullenmek durumundadır. Ortaçağın haçlı seferlerinden bu yana hem İslâm dinine karşı hem de Türk düşmanlığına yönelik saldırıların merkezi olma niteliğini devam ettiren, sözde demokrasi havarisi Avrupa devletleri, üyelerinin kutsal değerlere karşı saldırıları sonrasında suskunluklarını korumaya devam ediyor veya bu aşağılık saldırıları sözde “düşünce özgürlüğü” sınıfına sığıştırma çabası gösteriyorlar. Bu tarz eylemler, açık bir şekilde tahrik amaçlıdır, kurgulamış oldukları masa başı stratejilerinin hedefe ulaşmadığı safhalarda olayın boyutunu vandallığa dönüştürerek İslâm dünyasının sabrını sınama denemesinden başka bir şey olarak değerlendirilemez. Kendi pislik mecralarına Türkiye Cumhuriyeti’ni asla çekemeyeceklerdir, fakat Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Dışişleri Bakanlığımız, Danimarka ve İsveç devlet yetkilileri nezdinde, İslâm dünyasının kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’i, polislerin gözü önünde yakma gafletini sergileyen meczupların başı Rasmus Paludan’ın, kesin bir surette cezalandırılmasını sağlayacak diplomatik çabaları hemen başlatmalı ve söz konusu provokasyonun hesabı mutlaka sorulmalıdır.”

Mülteci sorunu: “Evli evine, köylü köyüne”

Son dönemlerdeki mülteci tartışmalarıyla ilgili de değerlendirmeler yapan Aksakal, şunları aktardı:

“Değerli basın mensupları, 20 senedir bizim de bulunduğumuz coğrafyada hüküm sürmeye devam eden Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde, küresel sistemin gerektirdikleri yolunda kurgulanan stratejiler de bütün hızıyla sürüyor. Tek başına olay ABD ile sınırlı değildir. Rusya’nın da geleceğini garanti altına alacak stratejilerle tavırlar sergilemesi, küresel paylaşım mücadelesinin yeni versiyonu olarak sürdürüldüğünü göstermektedir. Ukrayna’nın önemli bir bölümünün işgal edilmesi, Kiev dahil olmak üzere birçok yerleşim bölgesinin yaşanamaz duruma getirilmesi ve Birleşmiş Milletler Örgütünün buna anlamlı bir cevap verememesi, bu durumun en açık kanıtıdır. Bugünlerde ise Türkiye’de bir kargaşanın temeli atılmaya çalışılmakta, gölgemizin altına “sığınmacı” olarak aldığımız bazı gruplar elimizdeki ekmeği neredeyse alacaklarına yönelik küstahlık seviyesine inebilmektedirler. Bu kesinlikle kabul edilemez! Suriye’de iç savaş sona ermiştir, “evli evine, köylü köyüne” demenin zamanı artık gelmiştir. “Huzurlu bir ortam oluşunca gönüllü olarak kendileri dönecek” gibi bir beklenti sergilemek, siyaset jargonunda topu taca atmak anlamına gelmektedir.

Özellikle Gaziantep, Kilis ve Hatay bölgesindeki çoğunlukları sebebiyle sosyal dokunun dejenerasyonuna yol açan, demografik yapıyı riske eden seviyelere ulaşmış bir sığınmacı problemi vardır ki, millî bağımsızlığımızı tehdit eden bir mesele arz etmektedir, bu nedenle üzerinde önemle ve dikkatle durulmalıdır, acil eylem planı hazırlanmalıdır. Ak Parti’ye koşulsuz olarak desteklerini bildiren ittifak ortağı MHP Lideri Sayın Bahçeli’nin de bu problemi “adı konulmamış istilâ” şeklinde tanımlaması olayın vahametini gözler önüne koymaktadır. Bu duruma Cumhurbaşkanı da kayıtsız kalamaz, bu işi mültecilerin keyfi kararına bırakamaz. Halının altına süpürerek problemleri ortadan kaldıramazsınız, yalnızca bir süre gözden uzak tutarsınız. Tam skine; bu problem, gözden uzak tutulacak aşamayı çoktan geçmiştir. Kamuoyunda gündeme taşımak istenilen bu olay, aslında bir rutin işleyişin uygulama konulmasından öte bir değerde değildir. Bunların muhatapları diğer ülke vatandaşıdır, “misafirlik” bir yere kadardır. Zaman geçmeden Suriye ile bir planlama çalışması gerçekleştirilmeli, sırtındaki bu kamburdan Türkiye, ivedilikle kurtulmalıdır. Esas hedefi; Türkiye topraklarının bir kısmını da kapsayan sözde devlet yapılanması olarak değerlendirilen bu emperyalist proje, asırlık Türk devletinin iradesi karşısında akamete uğratılacaktır.”

Ekonomi ve hayat pahalılığı: “Halkın umutları tükenmek üzere”

Ekonomideki olumsuz gelişmeler ve hayat pahalılığı ile ilgili de konuşan Aksakal, şu konulara değindi:

“Değerli basın mensupları, ekonomide ortaya çıkan savrulmalar ve hayat pahalılığının tahammül sınırlarını artık geçtiği konusunda toplumsal bir kabul ortaya çıkmıştır. Siyaset kurumu dahi, artık muhalefetiyle ve iktidarıyla tümden bu ortak paydada bir araya gelmektedir. Fakat anlamlı ve ayakları yere sağlam basan ciddi bir çalışma veya bir çözüm geliştirme maalesef ortaya konulmamaktadır. Ortaya çıkan tüm yükü devletin sırtına sarmak yalnızca psikolojik bir netice yaratır. Hakiki anlamda üretimin artırılamadığı, para kazanacak unsurlar geliştirilemediği sürece bu sarmaldan sıyrılma imkanı yoktur. Demokratik Sol Parti (DSP) olarak; iki sene önce önerilerimizi ve çalışmalarımızı muhalefeti ve iktidarıyla bütün muhataplara ilettik. Bu çalışmalarımızı okuyun, ciddi mesafeler kat edeceksiniz. Fakat kamuoyunda bu problemler, magazinsel seviyede tartışılır duruma getirilmesi sebebiyle olsa gerek halkın da umutlar artık tükenmek üzeredir. Bu gidişatın, tehlikeli bir aşamaya evrilme riskine sahip olduğunu da hatırlatmayı siyaset adına bir görev olarak değerlendiriyoruz. Hayat pahalılığının, doğrudan vatandaşların yaşamını etkileyen bir mesele olduğu tartışılmaz bir durumdur. 2022 yılı asgari ücret miktarını 1 ay öncesinden kararlaştıran ve uygulamaya dahi geçilmeden neredeyse 1 Ocak’ta yarısı buharlaşan 4.253 TL’nin bugün bir hikmet-i harbiyesi de artık kalmamıştır. Asgari ücret miktarında en yüksek artışın yapıldığına, en düşük emekli maaşının 2 bin 500 TL’ye yükseltildiğine ilişkin açıklamalar da bir övünç kaynağı olmaktan artık çıkmıştır. Bu konudaki görüşlerimizi daha önce de paylaşmıştık; emeklilerin ve çalışanların maaşlarına seyyanen 3 bin TL zam yapılması hem hakkaniyetin hem de vicdanın gereğidir. Senede 2 defa dini bayramlardan önce emeklilere verilmekte olan ikramiye miktarının da güncellenmesi artık zorunludur ama Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın duyurduğu, Cumhurbaşkanı’nın da onayladığı emekli bayram ikramiyesinin 1.100 TL’de sabit tutulması yönündeki kararı, iktidarın, artık emeklileri gözden çıkardığının bir ispatıdır. Buradan görülmektedir ki; kaynak kullanımı ile ilgili ciddi problemler var, en sessiz grup olarak emekli vatandaşlarımız seçilmiştir. Fakat ben de buradan bir uyarı yapmak istiyorum, ağır atın çiftesi pek olur, sandıkta bu yaklaşımın yansıması ciddi bir ses getirecektir.”

TBMM’nin 102’nci yılı: “Atatürk’ün fikirleri ilk günkü gibi ayaktadır”

Yaklaşan 23 Nisan günü ile ilgili de görüşlerini ve hislerini paylaşan Aksakal, sözlerini şöyle tamamladı:

“Değerli basın mensupları, yarından itibaren laik, demokratik Cumhuriyetimizin mabedi, demokrasimizin temel taşı TBMM’nin açılışının 102’nci yılını coşkuyla yeniden kutlayacağız. Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir!” düsturunu Türk milletinin ruhuna nakşetmiş olan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve O’nun fikirleri, yıllardır yapılan saldırılar karşısında ilk günkü iradesiyle daima ayaktadır. Bir asrı geride bırakmış olan özgürlük mücadelesinin en ufak zafiyete tahammülü bulunmadığı gibi, her safhasında gözünü kırpmadan bu topraklar için canını feda edebilecek her bir üyesi, aynı kararlılık ve inançla; lâik Cumhuriyeti kollamaya ve korumaya muktedirdir. Başta devletimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere bu şerefli yaşamı bize bahşeden aziz şehitlerimizi bir defa daha şükran ve minnetle yâd ederken, Gazi Meclisimizin; milleti ve ülkesiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir değerine bağlı üyelerini selamlıyor, bağımsızlığımızın teminatı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 102’nci kuruluş yıldönümünü ve Atatürk’ün Dünya Çocuklarına hediye ettiği “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını” kutluyorum.”

Yorumlar (0)
22
açık