DSP lideri Aksakal'dan asgari ücret önerisi: "7500 lira olmalı"

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, enflasyon farkıyla beraber asgari ücrete yüzde 30 zam yapılarak, ücretin 7500 lira olarak yeniden belirlenmesinin, vatandaşların yüreğine su serpeceğini ifade etti.

EKONOMİ 30.06.2022, 14:10 30.06.2022, 15:50 Ömer Aksan
DSP lideri Aksakal'dan asgari ücret önerisi: "7500 lira olmalı"

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, düzenlediği basın toplantısında yaşanan gelişmeleri, dünya ve ülke gündemini değerlendirdi. 

"Afetler, yürek burkmaya devam ediyor"

“Haziran ayı ile beraber, yangınlardan sonra bu defa da aşırı yağışların neden olduğu su baskınları ve sel felaketleri yürek burkmaya devam ediyor.” diyerek sözlerine başlayan Aksakal, şunları söyledi:

“Hafta başından itibaren özellikle Batı Karadeniz bölgemizde Zonguldak, Kastamonu, Bartın ve Karabük illerimizin değişik yerlerinde yaşanan sel felaketleri, su baskınları ve heyelan, bölge insanımızın mağduriyetine neden olmuş, çok miktarda maddi hasarın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bununla beraber kaybolan 3 yurttaşımızda hepimizi derinden üzmektedir, dilerim ki sağ-salim bir şekilde kurtulmuş olurlar. Belediyelerimizin ve Devletimizin, yaşanan mağduriyetlere karşın sergilediği çabayı takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Geçtiğimiz haftalarda Demokratik Sol Parti olarak Ankara’da meydana gelen aşırı yağışlar sonucunda biz de büyük oranda etkilendik, binamızın bodrum katlarını 3 defa su bastı. Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin üstün gayretleri ve ilgisiyle mağduriyetimizin giderilmesi için uğraşıldı. İnsanüstü çabalarını ortaya koyan, partimiz personeli ve yöneticilerimiz başta olmak üzere olmak üzere belediyemiz çalışanlarına şükranlarımı iletiyorum. Afetin ardından Ankara Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi’nden yetkililerin hasar tespit çalışmaları ile öyle sanıyorum ki ortaya çıkan zarar bir nebze de olsa giderilmeye gayret edilecek. Allah bütün milletimizi daha büyük afetlerden esirgesin. Elbette iklim değişikliği ve küresel ısınma nedeniyle birçok olumsuzluk ortaya çıkmış olsa da doğanın dengesine inat niteliğinde yapılan alt yapı tesisleri, kaçak yapılaşmalarda, bilimsel teknikten uzak, oy kaygısıyla imar ve imalatlar mevzuatının delik deşik edilmesinin, bu facialardaki payını en üst sıraya koymak gerektiğini de belirtmeliyiz. Her yıl aynı sorunları yaşıyoruz, yetkililerin artık daha sorumlu ve duyarlı sorumlu duruş sergilemesi lazım değil mi? Yaz döneminde heyelan, sel, yağış ve yangın olaylarını ilk defa yaşamıyoruz ki. Bu sebeple diyoruz ki; her kötülüğün ilk çaresi tedbirdir."

“Destek istiyoruz”

Önder Aksakal’ın açıklamasının devamı şu şekilde:

“Bu hafta sonu 3 Temmuz’da yani Pazar günü, Çankırı İlimizin Orta ilçesine bağlı Dodurga Beldesinde, Muhtarlık, Belediye Meclisi Üyeliği ve Belediye Başkanlığı seçimleri var.  Seçimlere Demokratik Sol Parti olarak katılıyoruz ve Dodurgalılardan, “kalkınma köylüden, köyden başlar” ve “toprak işleyenin, su kullananın” anlayışı çerçevesinde hakça, insanca bir düzen için Cumhuriyet kent projelerimizi uygulamak amacıyla destek istiyoruz. Seçim nasıl neticelenirse netiecelensin, şimdiden halkın iradesine mazhar olacak bütün adaylara başarılar diliyorum.”

“ABD, PKK’lıları ve FETÖ elebaşını teslim etmelidir”

DSP lideri Aksakal, sözlerine şöyle devam etti:

“Demokratik Sol Parti olarak devlet yönetiminde sorumluluk alan siyasi yapılara, eksik veya yanlış yaptıkları işler ile ilgili çözücü, yol gösterici ve uyarıcı tavsiyeleri sunan sizler de yakından izlemektesiniz. Düşüncelerimizi, hemen her konuda düşüncelerimizi gerek basınımız aracılığıyla gerek bizzat olsun, sıcağı sıcağına muhataplarına iletiyoruz. Misyonumuz gereği, bir muhalefet partisi olarak sorumluluğumuzu olması gereken seviyede yerine getiriyoruz. Ekonomide yaşanan ağır problemli dönemin yalnızca ve yalnızca toplumsal birlikteliğin sağlanmasıyla çözülebileceği yadsınmaz bir hakikattir. Kendimizi, her çeşit siyasi kompleksten arındırmalı ve halkın çıkarları kapsamında, yaşam kalitesini ve toplumsal refahı yükseltebilecek sistemin uygulamaya alınmasına katkı sağlamalıyız. Tabii; güvenli gelecek, toplumsal refah yalnızca ekonomik anlamda güçlü olmaktan geçiyor. Ekonomik açıdan güçlü olmak ise üretimde bağımsız, uluslararası ilişkilerde güçlü ve saygın bir devlet yapısını sergileyebilmekle olur. Türkiye, yalnızca güvenlik kaygılarını değil, ekonomideki sıkıntıları aşabilmek için de onurlu bir duruş sergilemek durumundadır. Örneğin, güvenlik kaygıları ile ilgili hadise yalnızca Finlandiya ve İsveç olarak sınırlandırılırsa ciddi bir hataya düşülmüş olur. Oysa ulusal güvenliğimiz söz konusu olduğunda çıbanbaşı ABD’dir. NATO üyeliğine destek koşulu olarak yalnızca Finlandiya ve İsveç’ten ülkelerindeki teröristleri teslim etmelerini istemek, problemin özünden uzaklaşmak manasına gelir. Adı geçen terör örgütlerinin komuta kademesi ABD’nin denetiminde ve elindedir. Eğer ABD, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliğini çok mühim görüyorsa ilk koşul olarak kendisinin yerine getirmesi gereken görevleri bulunmaktadır. İlk olarak ABD, kontrolündeki PKK elebaşlarını ve elindeki FETÖ elebaşını Türkiye’ye teslim etmelidir. Ardından da temcit pilavı gibi her seferinde önümüze sürdükleri S400 masalından derhal vazgeçmeli ve kaldığımız yerden F35 projesine devam noktasında söz konusu süreci başlatmalıdır. Çünkü “Müttefik olmak” bunu gerektirir. Daha sonra ise diğer konular konuşulabilir. Bunu yapmayan bir Türkiye, nihayetinde müstemleke muamelesi görmekten asla kurtulamayacaktır.”

Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında Üçlü Muhtıra: “Kendimizi avutmayalım”

Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında imzalanan Üçlü Muhtıra ile ilgili de konuşan Önder Aksakal, şunlara vurgu yaptı:

“İspanya’da, salı günü NATO toplantısından evvel yapılan dörtlü zirve neticesinde Türkiye, Finlandiya ve İsveç olarak 10 maddelik bir “Üçlü Muhtıra”ya imza atıldı. İmzalanan metnin kapsamı ve içeriği detaylı bir şekilde irdelendiği zaman Türkiye için tam bir diplomatik başarı sağlandığı propagandasıyla kendimizi avutmayalım! Biraz önce de ifade ettiğim gibi problemlerimizin önceliğinde yer alması lazım gelen muhatap Amerika Birleşik Devletleridir.  ABD de PKK’yı terör örgütü ilan ediyor fakat binlerce TIR dolusu mühimmat ile silahı da YPG’ye ve böylece PKK’ya vermekten kaçınmıyor. Bu kötü emsal önümüzdeyken bize düşen görev, imzalanmış olan 10 maddelik muhtırada verilen hususların derhal yerine getirilmesi, dolayısıyla Finlandiya ve İsveç’in samimiyet testinden geçmesini beklemek olmalıdır.

Buna göre;

1- Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında Suçluların İadesi Anlaşması imzalanmalı ve bu ülkelerde bulundukları tespit edilen suçluların farklı ülkelere kaçmaları olasılığına karşı önlem alınması ve iadeleri sağlanmalıdır.
2- Üçlü Muhtıranın 4’üncü maddesinin 2’nci cümlesinde “Bu kapsamda, İsveç ve Finlandiya, YPG/PYD ve Türkiye’de FETÖ olarak isimlendirilen örgüte destek sağlamayacaklardır.” biçiminde zikredilen tanımlamaya, bu örgütlerin terör örgütü olarak değerlendirilip değerlendirilmediği konusundaki muğlaklığın giderilmesine imkan verilmelidir. 
3- Üçlü Muhtıranın 8’inci maddesinin diğer başlıklarında yer verilen konuların hiçbirinde bir tarihlendirmeye dikkat çekilmemiş olması kaygı verici ve düşündürücüdür. Derhal bu eksiklik giderilmelidir.
4- Üçlü Muhtıranın 4’üncü maddesinde bulunan muğlaklığın esasen 8’inci maddenin 4’üncü alt başlığında yalnızca PKK için “terör örgütü” tanımlaması olması, diğerleri için, FETÖ, PYD ve YPG terör örgütlerini kapsam haricinde bırakması kabul edilemez, Türkiye’nin beklentilerine aykırıdır ve bu eksiklik de hemen giderilmelidir.

Türkiye olarak çerçevesini çizdiğimiz konularda beklentimizin karşılanması ve somut adımların atılması önem arz eder. Aksi takdirde bu iki ülkenin NATO’ya kabul edilmelerine yönelik anlaşmaların TBMM gündemine taşınması ve onaylanması açıkça teslimiyetin belgesi olacaktır. Böyle bir manzara, Gümrük Birliğine girdik diye Kızılay’da, gündüz vakti havai fişek gösterisi yapılması dışında bir anlam ifade etmeyecektir.”

“Türkiye, NATO’dan çıkabileceğini göstermeli”

Aksakal’ın açıklamalarının devamı şu şekilde:

“Sayın Cumhurbaşkanı ile ABD Başkanı Biden arasında dün akşam saatlerinde yapılan ve “1 saat 10 dakika” boyunca yapılan görüşmeleri sonrasında gelen açıklamalardan yalnızca bir istikşafi görüşme yapıldığı görülüyor. Ne Suriye’deki terör örgütlerinin tasfiyesi ne buradaki teröristlere yönelik askeri yardımlar ne Ege’de silahlandırılan adalar ne Suriye operasyonu ne de Yunanistan’da kurgulanan 9 askeri üssün önemi ve geleceği ile ilgili tatmin edici bir diyalog kurulmadığı görülüyor. İspanya programı boyunca sayın Cumhurbaşkanımızın yüz ifadelerinden gelen görüntüler, Türkiye’de telaffuz edilen beklentilerin henüz gerçekleşmediğini, mevzi kaybedilmiş bir ruh halini düşündürmektedir. Sonuç olarak bu görüşmenin neticesine “dağ fare doğurdu” da diyebiliriz. DSP olarak tavsiyemiz şudur; Bugünden sonra Türkiye, beklentilerinin pratikte ve somut yasal düzenlemelerle gerçekleşmemesi durumunda NATO’dan çıkmayı göze alabileceğini herkese gösterebilmelidir. Bunun tarihsel emsalini yaşamış bir devlet olarak 1964’te İsmet İnönü’ye küstah sözlerle dolu bir mektup gönderen ABD Başkanı Johnson'a yanıtında olduğu gibi "Yeni bir dünya kurulur ve bu dünyada ve Türkiye de yerini bulur" sözü kullanılabilmelidir.”

“Değerli basın mensupları, tabii bu aşama konusunda “buz dağının görünen kısmı” değerlendirmesini yapmak yanlış olmaz. Bir de bunun Rusya aşaması var ki, ortaya çıkacak tepkiler ve bu tepkilerin kapsamı en az bu anlaşma kadar mühimdir. Rusya, NATO’nun genişlemesi konusundaki stratejisine karşılık olarak resmen Ukrayna’ya bir savaş açmış, bu konudaki hassasiyeti de aynen sürdürmektedir. Her fırsatta ifade ediyoruz; büyük Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış” ilkesi dış politikamızın omurgasıdır. Bu çerçevede hareket edilmesi her zaman faydamızadır. Bununla birlikte Rusya ile de ciddi boyutta ekonomik ve siyasi iş birliğimiz dikkate alınmalıdır. Turizm başta olmak üzere müteahhitlik, ticaret, tarım ve enerji hizmetleri kapsamında paydaşlıklarımız mevcut. Türkiye bu hususları riske atabilecek bir süreci yaşamaya zorlanmamalıdır. Bu süreç şu an için henüz tamamlanmamıştır, bu fırsatı kaçırma lüksümüz bulunmamaktadır! Bu ihtimallere dair Dışişleri Bakanlığı’nın da hazırlıklarını tamamlayacağını ve Türkiye’nin âli çıkarları kapsamında hamlelerini gerçekleştireceğini düşünmek istiyoruz. Bunu yakın bir şekilde takip etmeye devam edeceğiz.”

Aksakal'dan Bahçeli'ye idam cezası eleştirisi: "Elinizi tutan mı var?"

“TBMM’de her hafta genel başkan şovlarını seyrediyoruz. Kendi köşesinden herkes desteksiz salvo atışlarıyla karşısında bulunan kişiye ayar vermeye kalkıyor. En büyük avantajları, her birinin ekranlarda goygoyculuklarını yapan elemanları ile yandaş medyalarının olmasıdır. Kendi içlerinde adaleti yitirmiş olanların topluma adalet vadetmesinden, iktidarı sürecinde kaldırdığı idam cezasını tekrar getirme taahhüdü verenlere kadar envaiçeşidine rastlanabilir. Bakınız; Pınar Gültekin cinayeti ile ilgili Muğla’da karar açıklandı, aynı zamanlamada bir sabotaj sonucunda 5.400 hektar ormanın kül olduğu Marmaris yangını yürekleri dağladı ya, yağlı urgan meraklılarına tekrar gün doğdu. Bu olayları gündeminde ele alırken, Meclis’e idam cezası ile ilgili bir teklif sunulursa destekleyeceklerini duyuran sayın Bahçeli’ye buradan şu soruyu sormak isterim: Elinizi tutan mı var? Siz niye o kanun teklifini vermiyorsunuz? TBMM’de değil misiniz?”

Ekonomi ile ilgili eleştiriler: “Ortalık yangın yeri”

Aksakal, ekonomiyle ilgili de eleştirilerde bulundu ve şunları söyledi:

“Vatandaş bitmiş tükenmiş ama kimin umurunda? Ortalık yangın yeri, bir ekmek 5 TL’ye dayanmış, fırsatçılığı alışkanlığa dönüştürmüş gruplar, yalnızca özel sektörde değil, devlet sektöründe de açıkça kendini göstermektedir. Bakınız; bilişim ve teknolojinin gelişmesi temelinde insanın hayatını kolaylaştırmak amaçlı değil midir? Fakat bizde, gayrimenkul sahibi olan bir yurttaş, tapu bilgilerini internetten sorgulamak istediği zaman Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Döner Sermayesinin 100’lerce liralık faturayla karşılaşıyor. Bu nasıl bir devlet anlayışıdır, insafsızlıktır gerçekten anlamakta güçlük çekiyoruz. Bunun, 3 TL’ye üreticiden alınmış olan domatesi 33 liraya tüketiciye satmaktan nasıl bir farkı var? Çalışanların hak mücadelesinden ortaya çıkmış bir parti olarak; kamuoyunun gündemine bu ve bunun gibi çarpıklıkları getirmeyi sürdüreceğiz. Bu millet asla sahipsiz değildir. Çalışan emekçi kesimlerin yaşadığı mağduriyetleri objektif veriler çerçevesinde aktarıyoruz ve çözüm önerilerimizi de beraberinde açıklıyoruz. Bakınız, geçen hafta asgari ücretli bir işçiye verilen maaşın, açlık sınırının gerisinde kaldığını ifade etmiş ve tavsiyelerde bulunmuştuk. Bugün açlık sınırının 6.400 TL’ye, yoksulluk sınırının ise 21.000 TL seviyesine çıkması sonrasında uygulanan asgari ücretin 4.253 TL kalmasını düşünmek bile problemin vahameti için dehşet vericidir. Esasen, halkın refahından tasarruf olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle öncelikle bu uçurumun kapanması konusunda kararlar alınmalıdır. Buradan tavsiyemizi anımsatmak isterim; Ne demiştik? ‘Bütün memur, Bağ-Kur ve işçi emeklilerinin maaşlarına enflasyon farkı verildikten sonra %30 seyyanen bir artış yapılmalıdır.’ Mecliste Plan Bütçe Komisyonunda dün en düşük emekli aylığının 2.500 TL’den 3.500 TL’ye çıkarılmasına imkan veren önergenin kabul edilmesi, tavsiye ettiğimiz yönteme yakın bir netice ortaya koymuştur. Fakat enflasyondaki engellenemez yükseliş de emeklilerimizin hayatlarında kayda değer bir rahatlamayı erteliyor. Bu konuda Genel Kurul’da bir adım daha atılmalı ve 5.000 lira olarak en en düşük emekli kararlaştırılmalıdır. Asgari ücret tespit komisyonu da bu arada çalışmalarını sürdürüyor. Açlık sınırının 6.400 TL olduğu bir yerde emekliler için sunduğumuz öneriyi asgari ücretlilerin maaşları için de yinelemek isterim. Enflasyon farkı verildikten sonra seyyanen %30 zam ile birlikte asgari ücretin 7.500 TL olarak belirlenmesi, vatandaşımızın yanan yüreklerine su serpecektir.”

Yaklaşan Kurban Bayramı ile ilgili de konuşan Aksakal, “Çoğu insan kurban kesemeyecek, kurban bağışı adı altında din kisvesiyle para toplayanlara da fırsat doğacaktır. Burada sayın Cumhurbaşkanına görev düşmektedir; 1.100 TL olarak duyurulan bayram ikramiyesi 3.000 lira şeklinde emeklilere müjdelenmeli ve verilmelidir. Sözlerime son verirken, dün kaybettiğimiz Türk Sinemasının saygın sanatçılarından Cüneyt Arkın’a Allahtan rahmet, sevenlerine, sanat camiasına ve kederli ailesine sabır, başsağlığı ve metanet diliyorum.” sözlerini kullandı.

Yorumlar (1)
VATANDAŞ 2 ay önce
İktidar olamayışta ,rast gele atışlar.
30
parçalı az bulutlu