Trump ve İran'ın kültürel varlıkları

ABD Başkanı Donald Trump, aralarında kültürel alanların da bulunduğu 52 İran sahasını hedef aldıklarını söyledi. Peki İran'ın kaç kültürel mirası var, bu alanlara saldırılabilir mi, uzmanlar ne tepki veriyorlar? Detaylar haberimizde.

DÜNYA 07.01.2020, 17:31 13.01.2020, 09:58 Turgut Başer
Trump ve İran'ın kültürel varlıkları

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlığı boyunca defalarca “harika İran halkı” ile onların “düşman”, “acımasız ve yozlaşmış” liderliği arasında ayrım yapmaya çalıştı.

Ancak Trump, Cumartesi günü İran'a karşı misilleme saldırılarının olasılığını öne sürerken önceki çatışmalarda olduğu gibi ülkelerin rejimleri ile halkları arasındaki ayrımı kasıtlı olarak bulanıklaştırmayı da sürdürdü.

Trump, bazıları “İran kültürü” için önemli olmak üzere “52 İran sahası” belirlediklerini öne çıkararak İran'a karşı adeta bir savaş tehdidinde bulundu. İran, 22 adet dünya kültür mirasıyla dünya kültürel miras listesine en çok katkı sağlayan coğrafyalardan biri.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ise, İran'ın kültürel varlıklarını vurma tehditleri savuran Donald Trump'ı uyardı: Washington, 1954 ve 1972 yıllarında imzalanan sözleşmelerle kültürel ve doğal mirasa zarar vermeme sorumluluğunu üstlendi.

Konuya dair bazı açıklamalar

UNESCO eski Genel Direktörü Irina Bokova "kültürel miraslara saldırma" türündeki eylemleri “kültürel temizlik” olarak adlandırıp kınıyor. Bokova 2017'de BM Güvenlik Konseyi'ne verdiği demeçte, "mirasın kasıtlı olarak yok edilmesi bir savaş suçu" derken bu durumun uzun vadede toplumları parçalamak için bir savaş taktiği haline geldiğini de söyledi.

Bokova'nın o dönemki sözleri dönemin DEAŞ militanlarına yönelik olsa da, bugün aynı sözlerin ABD için İran'daki kültürel miras özelinde kullanılabiliyor oluşu hayret uyandırıyor. Avukat ve tarihi koruma uzmanı Sara C. Bronin de, "başka bir ülkenin mirasını kasten yok eden bir ulus, Suriye, Afganistan, Irak ve son yıllarda başka yerlerde yeri doldurulamaz siteleri yok eden suçlulardan farklı değil" ifadelerini kullanıyor.

Senato Dış İlişkiler Komitesi üyesi Demokrat Senatör Chris Murphy de “Sivilleri ve kültürel sahaları hedef almak teröristlerin yaptığı bir şeydir. Bu savaş suçu işlemektir” açıklamasını yapıyor.

Konuya dair İngiltere'den gelen açıklamada da Başbakan Boris Johnson'ın sözcüsü, "kültürel mirasın yok edilmesini önleyen uluslararası sözleşmeler var." ifadesini kullanmakla yetindi.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay'ın İran'ın kültürel mirasının korunmasını hakkında Pazartesi günü İran Büyükelçisi Ahmed Celali ile görüşmesinde, "Halklar arasındaki barış ve diyalogun simgesi olan kültürel ve doğal mirasın evrenselliği vurgulanarak uluslararası toplumun bu alanları gelecek nesiller için koruma ve himaye etme görevi" hatırlatıldı.

Beyaz Saray Danışmanı Kellyanne Conway ise Pazartesi günü yaptığı ilginç açıklamada, daha sonra İran'ın askerî hedefleri kamufle ettiğini söylemediğini açıklığa kavuşturmasına rağmen, “İran'ın birçok askerî, stratejik askerî alanı var. Bunlar da kültürel miras olarak değerlendirilebilir." yorumunu yaptı.

ABD kendisiyle çelişiyor

Olaya geniş çerçeveden bakıldığında, ABD yıllardır kültürel miraslara yönelik herhangi bir tehlikeye karşı konsensüs oluşmasına büyük katkı sağlıyor. Bugün İran'a ait kültürel sahaları hedef aldığını açıklayan ABD, Mart 2017'de Trump'ın göreve başlamasından sadece birkaç hafta sonra, daimi üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde oybirliğiyle, silahlı çatışmalarda "kültürel mirasın yasadışı yıkımını, diğerlerinin yanı sıra dinî alanların ve eserlerin yok edilmesini" kınayan bir kararı kabul etmişti.

Kartaca'dan bu yana...

Medeniyet tarihi boyunca kültürel miras alanlarına yapılan saldırılar, silahlı çatışmaların sık görülen bir özelliği oldu. M.Ö. 149'da Romalılar, bugünkü Tunus'ta yer alan Kartaca'yı kuşattılar. Saldırı, şehrin yıkımıyla sona erdi. Bugün bazı araştırmacılar bunu Romalıların düşmanlarının kültürünü yok etme girişimi olduğunu söylüyorlar.

20. yüzyılın vahşetiyle beraber miras alanlarına yönelik saldırılar için de daha güçlü bir kınama çağrısı yapıldı. II. Dünya Savaşı'nda gerek Nazilerin kendilerine muhaliflerin onuruna ve ulusal kimliğine saldırmaya yönelik girişimleri gerekse Müttefik Devletler'in örneğin Doğu Alman Dresden kentini bombardımana tutması bugüne kadar devam eden bir tartışmayı tetikliyor: Devletler düşmanlaştırdıkları ülkelerin kültürünü mü yok ediyor? 

1954 tarihli Silahlı Çatışma Durumunda Kültürel Mülkiyetin Korunmasına İlişkin Lahey Sözleşmesi'ne göre, savaşan taraflara, diğer faktörlerin yanı sıra “dinî ya da laik, mimari, sanat veya tarih anıtlarını” içeren “kültürel mülkleri korumak için” olası tüm adımları atma zorunluluğu getirilmiştir.

Bu taahhütler, “tarihi anıtlar, sanat eserleri veya halkların kültürel ya da manevi mirasını oluşturan ibadet yerleri”ni düşmanlıktan koruyan Cenevre Sözleşmeleri'nde de düzenlendi.

Ancak, 1990'larda, Yugoslavya'nın dağılmasına yol açan savaşlar, bu tür anlaşmaların neden hazırlandığını ve nasıl göz ardı edildiklerini acımasız bir şekilde gözler önüne serdi. 1991 yılından başlayarak Yugoslav Halk ordusu kuvvetleri, Hırvatistan'daki tarihi Dubrovnik kentini kuşatarak merkezinin bir kısmının tahrip edilmesine yol açtı. Bosna'daki Saraybosna şehrinde de, Vijećnica binası ateşe verilerek devasa boyutlardaki kütüphanesi yok edildi.

Sonrasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (ICC) eski savcıları ve araştırmacılar çatışmalar sırasında, "kültürel mülkün sadece tesadüfi zarar riski altında olmadığını, ancak kültürel temizlik kampanyalarının bir parçası olarak kasıtlı olarak saldırıya uğradığını" açıklamıştı.

"Kültürel mirasa yönelik saldırılar artık cezasız kalmayacak"

2016'da, Kuzey Afrikalı militan Ahmed El-Faki El-Mehdi, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından, ICC'nin bu tür ilk davasında “tarihi anıtlara ve/veya dine adanmış binalara yönelik saldırıları kasıtlı olarak yönlendirmek” suçundan suçlu bulunmuştu. Mehdi, 2012 yılında Mali'nin Timbuktu kentinde dokuz türbeye ve bir camiye saldırdığı için dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı.

ICC'nin o zaman dünyaya verdiği mesaj şu şekildeydi: kültürel mirasa yönelik saldırılar artık cezasız kalmayacak.

Ancak şimdi tüm dünya, İran'da kültürel sitelere saldırmaya yönelik hedef belirlediklerini açıklayan bir ABD Başkanı ile yüzleşiyor.

Karşılıklı salvolar

Trump, Pazar günü gazetecilere verdiği demeçte, "insanlarımızı öldürmelerine izin verdiler" demişti.

Konuya dair Trump son açıklamasında, “Onların bizim insanlarımızı öldürmesine izin var. Onların bizim insanlarımıza işkence yapmasına, sakat bırakmasına izin var. Onların yol kenarına bomba yerleştirmesine, insanlarımızı havaya uçurmasına izin var. Ama bizim onların kültürel yerlerine dokunmamıza izin yok mu? Bu böyle olmaz” ifadelerini kullandı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise konuya dair Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “52 sayısına işaret edenlerin 290 sayısını düşünmeleri daha iyi olur. Hiçbir zaman büyük İran milletini tehdit etmeyin” mesajını verdi. 

1988 yılında İran Havayolları’nın filosundaki A-300 tipi yolcu uçağı, ABD savaş gemisinden fırlatılan füzenin isabet etmesi sonucu Hürmüz Boğazı’na düşmüş, 290 kişi yaşamını yitirmişti.

Şimdi iki tarafın da atacağı hamleler merak ediliyor. Uluslararası kamuoyu ise itidal çağrısını sürdürüyor...

Habernediyor.com / Turgut Başer

Yorumlar (0)
parçalı bulutlu