Trump kafaları yine karıştırdı!

İran'ın ABD'ye yönelik saldırısının ardından 8 Ocak Çarşamba akşamı basın mensuplarının karşısına çıkan ABD Başkanı Donald Trump, ABD askerlerinin saldırıda zarar görmediğini açıklarken birçok konuda daha bilgi verdi. Ancak bunlardan bazıları büyük soru işaretleri uyandırdı. İşte onlardan bazıları...

DÜNYA 09.01.2020, 17:50 13.01.2020, 09:51 Turgut Başer
Trump kafaları yine karıştırdı!

Başkan Trump'ın ABD askerlerinin konuşlandırıldığı Irak'taki üslere yönelik füze saldırılarından sonra dün akşam yaptığı açıklamalar bir dizi şüpheli ifade içeriyordu. İşte hızlı bir toparlama.

"İran nükleer anlaşması 2013'te imzalandıktan sonra İran'ın düşmanlıkları önemli ölçüde arttı ve İran'a 150 milyar dolar verildi, nakit verilen 1,8 milyar dolardan bahsetmiyorum bile.”

İran ile son nükleer anlaşma 2015'te imzalandı. Bu ifade Trump'ın bu cümlesindeki tek sorun değil. Bu cümlede iki hata söz konusu.

Trump, Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen İran nükleer anlaşmanın bir parçası olarak adeta ABD'nin İran'a bir çek kestiğini ifade ediyor. Öte yandan, İran'ın kazancı için de çok yüksek bir meblağ telaffuz ediyor.

Ancak söz konusu para her zaman İran'ın parasıydı. İran'ın, nükleer programına karşı uluslararası yaptırımlar nedeniyle yabancı bankalardaki milyarlarca doları dondurulmuştu. İran Hazine Bakanlığı, İran'ın diğer yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra yaklaşık 55 milyar dolar elde edeceğini açıklamıştı. İran Merkez Bankası ise, bu sayının 32 milyar dolar olduğunu söylemişti.

Trump'ın telaffuz ettiği 1.8 milyar dolara (aslında 1.7 milyar dolar) gelince, bu, İran nükleer anlaşması değil, iki ülke arasında on yıllardır süren bir problemin çözümüyle ilgiliydi. 17 Ocak 2016'da Amerikalı dört tutukluyu serbest bıraktıktan sonra 400 milyon dolarlık ilk ödeme İran'a teslim edildi. Geri kalan 1.3 milyar dolarlık diğer iki ödeme ise tutukluların salıverilmesinden haftalar sonra yapıldı. Söz konusu 400 milyon dolar Amerikalılar tarafından fidye parası olarak lanse edilse de bu paranın İran'ın parası olduğu düşünülebilir. Çünkü 1970'lerde, Şah ve Batı yanlısı İran hükûmeti, ABD'den alınacak askeri teçhizat için 400 milyon dolar ödemiş, iki ülke arasındaki ilişkilerin kopmasının ardından parası ödenen ekipman asla teslim edilmemişti. Geri kalan 2 parça hâlinde yapılan 1.3 milyar dolarlık ödeme de taraflar arasında yapılan faiz anlaşmasıyla alakalıydı.

“(Süleymani'nin ölümünden sonra) 'Teşekkür ederim' demek yerine 'Amerika'ya ölüm' sloganları attılar. Aslında İran ile anlaşma imzalandığı gün 'ABD'ye ölüm!' demişlerdi.”

Trump'ın bu argümanının oldukça mantıksız ve tutarsız olduğu görülebilir. İran için inanılmaz derecede önemli bir figürün ABD tarafından düzenlenen suikastla öldürülmesinin normal karşılanması nasıl söz konusu olabilir? Ayrıca, İranlıların nispeten küçük bir yüzdesi aslında sembolik bir kullanım olan bu tezahüratlara katılıyor.

Öte yandan, İranlıların Cuma namazları sonrası ve çoğu kutlama töreninin ardından da yine "Amerika'ya ölüm!" sloganları attığı biliniyor. Dolayısıyla, bu durum İran'daki rejimin devamının sağlanması için ABD karşıtlığının rafa kaldırılmak istenmemesi ile de alakalı. Yakın zamanda yapılan benzin zammı sonrası ekonomik durumdan zaten rahatsız olan İran halkının büyük çoğunluğu rejim karşıtı gösterilerde bulunmuş, ülkelerinin artık dünyaya açılması gerektiğini savunmuştu. Dolayısıyla İran, Mayıs 2018'de Trump'ın tek taraflı olarak çekildiği "2015 Nükleer anlaşması"ndan nispeten memnundu ve ABD anlaşmadan tek taraflı çekildiği için nükleer faaliyetlere tekrardan başlama kararı almıştı.

“İran, anlaşmadan kazandığı parayla finanse edilen bir terör çılgınlığına gitti ve Yemen, Suriye, Lübnan, Afganistan ve Irak'ta cehennem yarattı. Dün gece bize ve müttefiklerimize ateşlenen füzeler,  son yönetim (Obama) tarafından sağlanan fonlarla yapıldı.”

Trump, füzelerin ABD'nin "verdiği" paralarla yapıldığını söylemesiyle başta kendi "İran ile uzlaşmaya gidilmesinin ve bir anlaşmanın yapılmasının gerektiği" fikriyle çelişiyor ve bir zamanlar kendisi desteklemesine rağmen, İran ile anlaşma yapan Obama'yı dünyanın en kötü suçunu işlemiş gibi anıyor. Uzmanlar, füzelerin doğrudan İran'a anlaşma yoluyla verilen para ile yapıldığı iddiasının son derece düşük bir ihtimali olduğunu söylerken, Beyaz Saray'ın konuya dair kanıt talebine cevap vermediği kaydediliyor.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı, "bunu doğrulamanın bir yolu yok" diyor.

“Çok kusurlu JCPOA (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) zaten kısa bir süre sona eriyor ve İran'a nükleer alanında büyük bir başarı yakalama konusunda açık ve hızlı bir yol veriyor.”

Yanlış. JCPOA'nın İran'a nükleer silah üretme ya da inşa etme yasağı sona ermedi. İran'ın taraf olduğu diğer uluslararası anlaşmalar da bu tür silahların geliştirilmesini yasaklıyor.

JCPOA'yı eleştirenler, İran'ın bu taahhütlerine rağmen, nükleer enerji programı gibi barışçıl hedefler peşinde koşma kisvesi altında nükleer silah çalışması yapabileceğini dile getirdiler. Öte yandan, JCPOA yavaş yavaş nükleer faaliyetlerin türleri ve İran'ın yapabileceği uranyum zenginleştirme düzeyi üzerindeki kısıtlamaları kaldırıyor. Dolayısıyla yeniden bir anlaşma yoluna gidilmediği takdirde, bu ve diğer hükümler 10, 15, 20 veya 25 yıl içerisinde etkisini yitirebilir. Trump yönetimindeki yetkililer, bu kısıtlamaların zaman içinde hafifletilmesinin İran'daki nükleer silahların geliştirilmesine kapı açacağını ve JCPOA'YI nihayetinde etkisiz hale getireceğini savunuyorlar.

Nükleer anlaşmayı destekleyenler ise, JCPOA'nın en azından belli bir zamana yayıldığını ve İran'ı 10 ila 25 yıl boyunca nükleer faaliyetleri konusunda güçlü kısıtlamalara maruz bıraktığını söylüyor. Anlaşmayı savunanlar, anlaşma olmadan İran'ın nükleer silah gelişimini Trump'ın tatmin edici bulduğundan daha kısa bir zaman çizelgesinde yapabileceğini söylüyorlar.

Trump, 2018'de ABD'yi JCPOA'dan çektikten sonra, diğer imzacı ülkeler anlaşmada kalmayı seçtiler, ancak uzmanlar anlaşmanın artık son bulmak üzere olduğunu söylüyor.

İran, Trump'ın anlaşmadan çıkması üzerine bazı kısıtlamaları delmeye başlarken diğer şartlara uymaya devam ediyordu. Ancak, Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran, JCPOA'daki uranyum zenginleştirme sınırlarına artık uymayacağını söyledi.

“Son üç yılda, benim liderliğim altında, ekonomimiz her zamankinden daha güçlü ve Amerika enerji bağımsızlığı elde etti... Şu anda dünyanın her yerinde bir numaralı petrol ve doğal gaz üreticisiyiz. Bağımsızız ve Orta Doğu petrolüne ihtiyacımız yok.”

Trump sık sık ABD'nin şu an tarihinin en güçlü ekonomisine sahip olduğunu iddia ediyor. Ancak gerçekte, işsizlik oranının daha düşük ve GSYİH'nin artışının daha yüksek olduğu yönetimler oldu. Trump ayrıca sık sık ABD enerji sektöründe Obama yönetiminde başlayan yükseliş için kendine pay çıkarıyor.

Amerika Birleşik Devletleri 2009 yılından bu yana doğal gaz üretiminde dünyaya öncülük ediyor. ABD Enerji Bilgi Yönetim İdaresi (EIA) verilerine göre, ham petrol üretimi 2010 yılından bu yana hızla artıyor ve Ağustos 2018'de rekor seviyelere ulaşıyor. 2018'in Eylül ayında, Amerika Birleşik Devletleri en büyük küresel ham petrol üreticisi olmak için hem Rusya hem de Suudi Arabistan'ı geçti. Uluslararası Enerji Ajansı'nın tahminlerine göre ABD'nin bu pozisyonu koruması bekleniyor.

Ancak, Trump'ın ABD'nin artık enerji sektöründe bağımsız olduğu ve "Ortadoğu petrolüne ihtiyaç duymadığı" iddiası yanıltıcı. EIA'nın raporuna göre, 2018'de ABD, 90'a yakın ülkeden günde yaklaşık 9.94 milyon varil petrol ithal etti. Bu miktarın yüzde 43'ü Kanada'dan gelirken, Körfez ülkelerinden gelen petrol yüzde 16'ya tekabül ediyor.

“Amerikan ordusu, 2.5 trilyon dolarlık bir maliyetle yönetimim altında tamamen yeniden inşa edildi.”

ABD'nin NATO kapsamında açıkladığı askerî harcalamalara bakıldığında Trump, üç mâli yıllık askerî fonun ordunun yeniden kurulması anlamına geldiğini düşünüyor olabilir. Ancak paranın hepsi harcanmıyor ya da sadece bir kısmı yeni ekipmanlar için ayrılıyor. Kaldı ki savaş uçağı, gemi ya da denizaltı gibi yeni ekipmanlar bir anda inşa edilmiyor ve bunların bir araya gelmesi yıllar alıyor.

Öte yandan, Savunma Bütçesi Uzmanı ve Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Todd Harrison'a göre, Trump Başkan olduktan sonra askerî teçhizata harcanan gerçek miktar 420 milyar dolar civarında. Todd Harrison, telaffuz edilen meblağın personel, operasyon, bakım, araştırma ve geliştirme gibi şeylere harcandığını ve dolayısıyla ordunun yeniden inşa edilmediğini ifade ediyor.

“Üç ay önce, DEAŞ'ın yüzde 100'ünü yok ettikten sonra, vahşi lideri el Bağdadi'yi öldürdük.”

Savunma Bakanlığı Genel Müfettişi, geçtiğimiz Ağustos ayında, Trump'ın Suriye-Türkiye sınırından ABD güçlerini çekme kararının durumu karmaşık hâle getirdiğini söyleyen bir raporda, "DEAŞ'ın bölgesel gücünü kaybetmesine rağmen Irak'taki direnişçilerinin sağlamlaştığını ve Suriye'de de yeniden örgütlenmeye başladığını" ifade etmişti.

Dolayısıyla Trump, ABD'nin DEAŞ'a karşı yaptıklarını abartıyor gibi görünüyor. Şu an DEAŞ ciddi anlamda toprak kaybetmişse de Irak ve Suriye'deki 18 bin civarında olduğu tahmin edilen militanlarıyla hâlâ yok olmuş değil.

Habernediyor.com / Turgut Başer

Yorumlar (0)
parçalı bulutlu