Suriye bilmecesi

Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 8 Eylül itibariyle müşterek kara devriyelerine başladı.

Suriye bilmecesi

Türkiye ve ABD, 8 Eylül'den itibaren Kuzeydoğu Suriye’de askerî devriyelere başladı. Devasa Türk ve Amerikan askerî araçlarının bulunduğu devriye, 24 Eylül 2018'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye'nin doğusuna, YPG güçlerine karşı başlatılacak operasyonun sinyallerini vermesinin üzerinden neredeyse 1 yıl geçtikten sonra sahadaki yerini aldı. Bu, kimilerine göre Washington cephesinin Ankara’nın Doğu Suriye’nin geleceğine ilişkin taleplerini karşılamaya çalıştığını gösteriyor. Kimilerine göre ise bu ortak devriyelerle ABD bölgedeki durumu YPG lehine çevirmeye kararlı görünüyor. Müşterek kara devriyesi 1015 kilometrelik bir hatta gerçekleşti ve 3 saat sürdü. Zırhlı araçlara havadan "Atak" helikopterleri ve insansız hava araçları (iha) da eşlik etti.

Nereye dayanıyor?

Bu ortak devriyeler aslında bir bakıma DEAŞ'ın 2014'te bu alana saldırması ve bölgedeki Arapları, Kürtleri, azınlıkları ve sözde İslami emirlere uymayan herkesi ortadan kaldırmakla ve etnik açıdan temizlemekle tehdit etmesinin bir sonucu olarak görülüyor. DEAŞ güçleri, ABD ve koalisyon güçlerince düzenlenen hava saldırılarıyla ve ABD destekli YPG güçleri ile mücadele etmek zorunda kalmış, bunun neticesinde oldukça zayıf düşmüştü. Bu operasyonlardan YPG, elini oldukça güçlendirerek çıkmıştı. PKK'nın bir parçası olan YPG, bu durumda Türkiye için büyük bir sorun teşkil etmeye başlamış, sınırın karşı tarafından artan tehditler sonrası Türkiye, El-Bab, Münbiç, Afrin ve İdlib'deki operasyonlardan sonra Fırat'ın doğusuna da operasyon düzenleneceğinin sinyallerini vermişti. Son olarak Ankara, Doğu Suriye’nin “gerçek sahiplerine” geri verileceğini ve Türkiye’nin kontrolünü talep ettiği “güvenli bir bölgeye” bir milyon Suriyeli göndermek istediğini açıklamıştı.

Münbiç tarzı operasyon kabul görmez!

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ortak olan ve DEAŞ'ın tamamen mağlup olmasını görmek isteyen ABD, Türkiye'nin askerî operasyon planlarına itiraz etmişti. Washington'ın iddialarına göre, bölgenin barış ve refah gerektirdiği bu 'eşsiz zamanlarda' olası askerî operasyonlar Doğu Suriye’yi istikrarsızlaştıracaktı. Türkiye, Münbiç'te benzer askerî müdahale planlarını açıkladığında; ABD, ortak askerî devriyeler kavramını ortaya atmıştı. Ancak Türkiye, sınır bölgelerinde Münbiç tarzı bir çözümü kabul etmeyeceğini duyurmuştu.

Türkiye geçtiğimiz ay ABD ve Rusya’yı, bir operasyon olacağı konusunda bilgilendirmiş ve ABD ordusu yetkilileriyle son dakika görüşmelerinin sonucunda operasyonu durdurduğunu haber vermişti. Olaya ABD penceresinden bakıldığında son zamanlarda Türkiye, askerî teçhizat satın almak için Rusya'ya gitti, nükleer silah yapımı için harekete geçebileceğinin sinyallerini verdi ve Doğu Suriye'de talepleri karşılanmadığı takdirde Avrupa'ya gitmek isteyen mülteciler için sınır kapılarını açma tehdidinde bulundu. Ankara’nın tehditlerinin yalnızca ABD’yi harekete geçirmek için mi yoksa ABD güçlerinin bulunduğu bir bölgede saldırı başlatıp başlatmayacağını görmek için mi tasarlandığı belli değildi.

Bu bağlamda, NATO müttefiki olan Türkiye'nin endişelerini önemseme konusunda ciddi adımlar attığını iddia eden Washington'da, Türkiye'nin asıl hedefinin ne olduğu merak ediliyor. Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın alan, F-35 programından çıkarılan ve Rusya'dan SU-35 tipi uçaklar alma hazırlığında olan Türkiye, ABD ile Rusya’yı karşı karşıya getirmek istiyor gibi algılanıyor. Buna karşılık Türkiye, ABD’yi Doğu Suriye’de “terör ordusu” yetiştirmekle suçluyor ve ABD’nin müttefikine ihanet ettiğini her fırsatta dile getiriyor. Ancak ABD'ye göre, SDG ve bölgedeki diğer devletdışı aktörler, DEAŞ'ı yenebilecek 'yetenekli ortaklar'. Her ne kadar Washington yönetimi, Türkiye'nin tepkisini çekmemek için bölgedeki güçleri SDG ve YPG olarak tanımlasa da zaman zaman gaf yaparak, Türkiye'nin de Amerika'nın da terör örgütü olarak kabul ettiği PKK ismini ağızlarından kaçırabiliyor. Ancak Washington'ın bilinçaltında PKK ve ona bağlı tüm güçlerin sadakati tartışılmaz.

EUCOM VE CENTCOM da işin içinde

Bu bilgiler ışığında 8 Eylül'de başlayan ve hâlen devam eden ortak devriye, akıllarda pek çok soru bıraktı. Türkiye de dâhil kimsenin bu devriyelerin ne kadar süreceğine ilişkin bir fikri bulunmuyor. Dahası devriyede yer alan birimler de Türkiye ve ABD'nin isteklerinden bağımsız olarak kendi içlerinde çelişkiler barındırıyor. ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford'un verdiği bilgilere göre devriyeler karmaşık bir yapıya sahip. Çünkü devriyeler, bir dönem karşı karşıya da gelmiş olan ABD Avrupa Komutanlığı (EUCOM) ve Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) işbirliği yapmasını gerektiriyor. Bu devriyelerin iyi gittiğini düşünen Avrupa Komutanlığı, NATO müttefiki Türkiye ile yakın çalıştığını göstermek için istekli görünüyor. EUCOM bu düşüncesini, ABD ve Türkiye’nin 8 Eylül’deki “güvenlik mekanizmasının içinde” devriyeyi nasıl yürüttükleri konusunda attığı bir tweetle deklare etmiş durumda.

Öte yandan CENTCOM, Türkiye'nin harekât amacının bölgedeki YPG'li teröristleri çıkarmak olmasına rağmen, devriyenin tahrip olmuş YPG tahkimatlarını ve YPG unsurlarının terk ettiği alanlardaki durumu gözlemlediğini paylaştı. Yapılan paylaşımda Türkiye'nin meşru güvenlik kaygılarını ele alma konusunda kararlılık vurgusu yapılırken, koalisyon güçleri ve SDG ile beraber DEAŞ'ı komple yok etmeye odaklanılacağı mesajı verildi.

SDG lideri düşünceli

Amerikanın Sesi (VoA) televizyonuna konuşan SDG lideri Mazlum Abdi ise, “Türkiye’nin tavrını etkileyebilecek ve bize yönelik tehditlerine son verebilecek tek gücün Amerika olduğuna inanıyoruz.” dedi. Türkiye ve Suriyeli Kürt gruplar arasında devam eden gerilim sebebiyle DEAŞ militanlarının yeniden toparlandığını ve Suriye’nin doğusunda SDG güçlerine yönelik saldırı düzenleyebildiğini söyleyen Abdi, “Önceliğimiz kendimizi Türkiye’den korumak. Bu, elbette DEAŞ’tan kurtarılan bölgelerde askerî zaaf ve güvenlik açığı yaratacak. Ve DEAŞ’a belirli bölgelerde yeniden ortaya çıkma ve hilafetini bir kez daha ilan etme imkanı verecek.” diye konuştu. Dolayısıyla Washington'ın bu durumu görmezden gelerek sadece Türkiye'ye odaklanıp bir çalışma yürütmesi fazla hayalci karşılanıyor.

Ortak devriyeler geçen yıl Münbiç yakınlarında başlayan ABD-Türkiye devriyelerinden farklı. ABD Münbiç'te, "Türkiye'yi oyalama taktiği" izlemiş ve devriyeler şehir dışında bir hat boyunca gitmişti. Ancak hem ABD hem de Avrupa basınında 8 Eylül'de başlayan devriyelerin nereye gidecekleri konusunda ve Türk ordusunun şu anda Kuzeydoğu Suriye'de faaliyet göstermesi ile ilgili büyük soru işaretleri var. Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda var olmaya başladığında ayrılmaya istekli olmayacağı ve bunun da daha fazla talep sunabileceği endişeleri ciddi anlamda boy gösteriyor.

ABD'nin bu taleplere nasıl cevap vereceği belirsizliğini koruyor. Ayrıca, DEAŞ'ı SDG destekli mağlup etme çabalarına rağmen bu devriyelerde SDG'nin yok edilmesi için muazzam miktarda zaman ve kaynakların harcandığının iddia edilmesi akıllara şu soruyu getiriyor: ABD'nin hem Türkiye'yi hem SDG'yi hem de bölge insanlarını aynı anda memnun etmesi pek mümkün görünmüyor.

Güncelleme Tarihi: 09 Eylül 2019, 15:04

Turgut Başer

Turgut Başer, 1994 yılında Ankara'da doğdu. Ankara'da yaşamakta, ilkokul ve lise eğitiminden sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü kazandı ve bu departmandan mezun. Üniversite eğitimine devam ederken global politikalar, ideolojiler ve birçok farklı ülkenin gündemini meşgul eden konular ile ilgili çeşitli seminer ve konferanslara katıldı. Habernediyor'da uluslararası ilişkiler, dünya siyaseti ve global gelişmelerle ilgili analiz, haber ve özel içerikleri okuyuculara ulaştırmakta.


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER