Dünya, yeni bir göç türüyle karşı karşıya: iklim göçü

Yoksulluk, savaş, ekonomik buhran, terör, iç karışıklık, darbe, işsizlik gibi pek çok sebeple meydana gelen göçler özellikle son 10 senedir dünya genelinde artmış durumda. Herkes fiziki yokluk ve zorlukla sınanarak göç ederken dünya da yeni bir göç türüyle karşı karşıya: İklim göçü. 

DÜNYA 17.01.2022, 14:43 17.01.2022, 16:38 Başak Çetin
Dünya, yeni bir göç türüyle karşı karşıya: iklim göçü

Dünya değişiyor ve bu değişimde göç eden insanların rolü büyük oluyor. Bir yerden başka bir yere göçen insanlar yalnızca ailelerini değil, iklimlerini de götürüyorlar. Dünyada artık ekonomi, işsizlik, sağlık ya da savaş sebebiyle göçlerin yanı sıra “iklim göçünün” de var olduğunu belirten Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayselin Yıldız, 2050 senesine kadar 216 milyon kişinin göç edeceğini aktarıyor.  

Uluslararası göçün etkisi 2030’da görülecek 

UNESCO Uluslararası Göç Kürsüsü Yürütücüsü Ayselin Yıldız, konuyla ilgili şunları dile getiriyor: “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Paneli’nin 2021 raporuna göre son 10 sene, bundan önceki yüzlerce seneden daha sıcak geçti. Şu anda iklim değişikliği karşısında gerekli önlemlerin alınması konusunda baskı yapılmasının sebebi, önlemlerin alınmaması halinde 2100 senesine kadar 1850-1900 arasına kıyasla küresel sıcaklığın 5,7 derece kadar artacağının bildirilmesi. Bunun ne denli tehlikeli bir artış olduğu henüz anlaşılmasa da şöyle söyleyebilirim ki sanayi devrimi dönemine göre küresel ısınmanın en çok arttığı dönem, 3 milyon sene önceydi. O dönemde dahi küresel sıcaklık 2,5 derece artmıştı.” 

“3 milyardan fazla insan su kıtlığı yaşayacak” 

Ayselin Yıldız: “2025 ve sonrasından itibaren 3 milyar insan, su kıtlığı yaşamaya başlayacak. Pasifik ada ülkelerinde, Bangladeş, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerde insanlar deniz seviyesindeki artış sebebiyle zorunlu olarak göç edecek. İç karışıklık, darbe, terör, yoksulluk, ekonomik buhran, savaş gibi sebeplerle şu anda göç edilse de ilerleyen dönemlerde göçün en büyük sebebi deniz seviyesindeki yükselme, aşırı sıcaklar, fırtına ve iklim değişikliği olacak. İklim mülteciliğini ve bunun hukuksal boyutunu önümüzdeki senelerde daha çok duymaya başlayacağız. Ama şimdiden söyleyeyim, dünyada iklim mültecileri hakkında hukuki düzenlemesi bulunan bir ülke yok.” 



“Cenevre Sözleşmesi’nde iklim mültecileri maddesi yok” 

Ayselin Yıldız: “Çevre felaketleri ve iklim değişikliği sebebiyle zorunlu göçe maruz kalan insanların mültecilik/göçmenlik durumları oldukça tartışmalı. İklim değişikliğine dair artık günümüzde daha fazla kaygı duyulduğu için iklim mülteciliği de şu anda yeni bir terim olarak karşımıza çıkıyor. Mülteci hukukunun temel belgelerinden olan 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nde bu konuya dair bir düzenleme bulunmuyor. Diğer yandan iklim mültecilerine temel yaşam hakkı sunulması ve insani koruma sağlanması da hukuk çerçevesinde ele alınması gereken konular arasında bulunuyor. Örneğin kıtlık ve ciddi kuraklık sebebiyle zorunlu olarak göç eden kişilerin gittikleri yerlerde insani korumaya muhtaç kişiler olarak değerlendirilmesi gerekir.” 

“Savaşlardan daha tehlikeli sorunlar doğacak” 

Ayselin Yıldız: “Gıda ve su kıtlığı yalnız yaşamsal ihtiyaç değildir aynı zamanda şiddete ve çatışmaya da sebep olabilecek sorunlar arasındadır. Savaşların bitişiyle birlikte dahi güvenli ortam yaratabilmek mümkünken iklim değişikliğiyle değişen coğrafyalarda güvenli ortam yaratmak artık mümkün olmayacak. 2019 senesinden bu yana pandemiden kaynaklı tedarik zincirinde bozulmalar yaşıyoruz ve bunları büyük sorunlar olarak görüyoruz. Ancak su kaynaklarında azalma ve kuraklık yaşandığında artık gıda üretimi de yetersiz kalacak. İnsanlar, nerede gıda üretiliyorsa oraya göç edecek. Hatta öyle ki gıda ve su kaynaklı göçler şimdiden başladı.” 

“Birleşmiş Milletler, iklim mülteciliği konusunda önleme davet ediyor” 

Ayselin Yıldız: “Şu anda bazı ülkeler, hukuken tanımlanan iltica hakkı kapsamına iklim mültecilerinin de alınması konusuna mesafeli yaklaşsa da Birleşmiş Milletler Küresel Göç Mutabakatı, iklim mültecileri hakkında adımlar atılmasının gerekli olduğunu savunuyor. 2050 senesine kadar 216 milyon kişinin yerinden olacağını düşünürsek bu yeni nesil mülteciliğin etkilerini 2030’lardan itibaren hissetmeye başlamamız mümkün. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayınladığı iklim değişikliği ve tarım değerlendirme raporuna göre Türkiye de su zengini değil; tam aksine su stresi altında.” 

“Akdeniz havzası ve Avrupa ülkeleri etkilenecek” 

Ayselin Yıldız: “Türkiye, Cenevre Sözleşmesi’ni coğrafi sınırlama olarak kabul ediyor. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’na göre de yalnızca Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü veriliyor. Diğer taraftan iklim krizinin ciddi oranda etkileyeceği coğrafyalar arasında yalnızca Türkiye’nin komşusu Ortadoğu ülkeleri değil aynı zamanda Akdeniz havzası ülkeleri ve Avrupa da yer alıyor. Avrupa Çevre Ajansı’na göre Türkiye dahil pek çok ülke, orman yangınları, sıcaklık artışları, su kaynaklarında azalma ve biyoçeşitliliğin yok olmasıyla karşı karşıya bulunuyor. Batı Avrupa ve kuzey ülkeleri için ise sel, şiddetli fırtına ve suların yükselmesi tehlikeleri gündemde.” 

Yorumlar (0)
17
kapalı