Cezayir'de protestolar neden bitmiyor?

Geçtiğimiz günlerde, Cezayir’de 4 Temmuz’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı duyuruldu. Fakat, bu duyuru ülke genelindeki protestolara engel olamadı.

Cezayir'de protestolar neden bitmiyor?

Cezayir'de Buteflika’nın beşinci dönem için cumhurbaşkanlığına adaylığını koyması üzerine, halk şubat ayında sokaklara döküldü. Buteflika’nın istifasına, artan polis şiddetine ve tutuklamalara rağmen gösteriler devam ediyor. Cezayirliler şeffaf bir politik geçiş ve rejimde önemli rol oynayan tüm aktörlerin uzaklaştırılmasını talep ediyorlar.

Onlar hem Abdülaziz Buteflika’ya yakın bir figür olan Abdülkadir bin Salih’in geçici başkanlığını hem de Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı yardımcısı Ahmed Gaid Salah’ın himayesindeki askeri müdahaleyi reddettiler.

Ahmed Gaid Salah, Buteflika gibi Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin (FLN) bir üyesiydi ve 1950’li ve 60’lı yıllardaki bağımsızlık savaşında Fransızlara karşı savaşmıştı. O, üst düzey siyasal ağırlığı olan bir kişi olarak görülüyor. Bazı Cezayirliler, rejim içerisinde gücün el değiştirmesi girişimlerine şüpheyle bakıyorlar ve bu girişimlerde Ahmed Gaid Salah’ı esas figür olarak görüyorlar.

Rejimin yabancı ortaklarının Cezayir’in statükosunu bozma gibi bir niyetleri yok. Çünkü Cezayir, onların Kuzey Afrika’daki güvenlik temelli stratejilerine hizmet ediyor. Ayrıca protestocular, ister Fransız, ister Rus, ister Amerikan olsun herhangi bir dış müdahaleyi hoş karşılamadıklarını açıkça belirttiler.

Cezayir rejimi içerisindeki bazı unsurların askeri bir müdahale planladıklarına dair endişeler mevcut. Bu nedenle geçtiğimiz haftalarda Cezayirliler, Anayasa’nın 7. maddesine atıfta bulunarak, egemenliğin halka ait olduğunu ve halkın iradesinin sivil kurumlar tarafından temsil edildiğini belirttiler. Ordu hala popüler meşruiyetini koruyor ve Cezayir halkının desteğini alıyor.

Ancak devam eden protestolar, askeri ve sivil güçler arasındaki çözülmemiş tarihi gerilimlerin yeniden gün yüzüne çıktığını ortaya koyuyor. Bu gerilimlerin kökleri, bağımsızlık mücadelesi sırasında Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin farklı fraksiyonları arasındaki güç mücadelesine kadar uzanıyor.

‘Üç B’ ve Soummam Kongresi

Bağımsızlık savaşına ve Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin farklı fraksiyonları arasındaki mücadeleye yapılan atıflar, devam eden protestoların sembolizminde ve söylemlerinde kolayca fark edilebilir. Örneğin son haftalarda protestocular, Geçici Cumhurbaşkanı Bin Salih, Başbakan Noureddine Bedoui ve Anayasa Konseyi Başkanı Tayyip Belaiz’in istifalarını talep ettiler ve onların geçiş dönemine katılımlarını reddettiler. Onlar ‘Üç B’ olarak adlandırıldılar. Bu diğer bir siyasi üçlüye yapılan bir atıftı: Krim Belkacem, Abdelhafid Boussouf ve Lakhdar Bentobal.

Tarihsel anlamda ‘Üç B’, Cezayir direnişinde Ulusal Kurtuluş Cephesinin askeri kanadının siyasi liderlik üzerindeki egemenliğini temsil eden kilit figürlerdi. Bu üçlünün, Ulusal Kurtuluş Cephesi üyesi ve devrimci bir aktivist olan Abane Ramdane’nin öldürülmesinden sorumlu olduğundan şüpheleniliyor. Onun portresi, gösteriler sırasında kalabalık gruplar tarafından taşınırken görülebiliyor.

Ramdane, Fransız devletinin yenilmesi ve geri çekilmesinden sonra onun yerini alacak yerel siyasi yapılar kurmaya çalıştı. Bu düşünceyle 1956 Soummam Kongresi’ni düzenledi. Bu kongreye yapılan atıflar, bugün Cezayir sokaklarındaki siyasal içerikli afişlerde kolayca fark edilebilir. Bu kongre iki ana ilke belirledi. Birincisi, partinin siyasi kanadının ordu üzerinde üstünlüğe sahip olduğu, ikincisi de bu üstünlüğün yurtdışında görevlendirilenler yerine savaş sırasında ülke içerisinde savaşanlara verilmesiydi.

Böylece Ramdane, devrimci arkadaşı Larbi Ben M’hidi ile birlikte, Cezayir’deki savaşın gerçekliklerinden kopmuş olarak görülen ülke dışında görevlendirilmiş savaşçılar ve silahlı kuvvetlerin etkilerini dizginlemeye çalıştı. Bu hamle, bölünmelere ve rekabete son verilmesi ve siyasi karar alma mekanizmasını sağlamlaştırma girişimi oldu. Yine de bu ilkeler hemen göz ardı edildi ve kongrede gelecekteki Cezayir devleti için hazırlanan taslak bir köşeye atıldı.

Kongreye katılmamış olan ilk Cezayir Cumhurbaşkanı Ahmed Bin Bella, silahlı kuvvetlerin desteğiyle 1963 yılında iktidara geldi.1964 yılında ev hapsine aldırdığı kurucu meclisin geçici başkanı Ferhat Abbas gibi diğer sivil liderleri dışladı. Bin Bella’nın otoriter tavrı, Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin üst düzey görevlilerinden birçoğunu uzaklaştırdı ve 1965 yılında Savunma Bakanı Huari Bumedyen, ordunun gücünü daha da sağlamlaştırmak amacıyla bir darbeyle onu devirdi.

Cezayir’in üçüncü ve dördüncü cumhurbaşkanları Şadli Bin Cedid ve Liamine Zeroual da askeri şahsiyetlerdi.

Bu gelişmeler daha sonra Ferhat Abbas’ın 1962 sonrası dönemi, ‘el konulan bağımsızlık’ olarak nitelemesine yol açmıştır.

Hepsinden öte Cezayir

Askeri ve sivil güçler arasındaki tarihsel gerilime rağmen, Cezayir’deki ordu halkın bir uzantısı olarak görülmeye devam etti. Bununla birlikte, Ekim 1988’deki ayaklanma bu anlayışı baltaladı. Ekonomik anlamda kemer sıkma ve siyasi yolsuzluklarla hayal kırıklığına uğramış gençler sokaklara döküldüğünde, ordu onları şiddetle bastırmak için harekete geçti. Bu da 500’den fazla sivilin ölümüyle sonuçlandı.

Halkın giderek artan öfkesi Cezayir rejimini çok partili sisteme geçmeye ve Aralık 1991’de meclis seçimlerini yapmaya zorladı. Ulusal Kurtuluş Cephesi, Cezayir’deki statüskoyu bozmakla tehdit eden İslami Kurtuluş Cephesi (FIS) karşısında önemli derecede bir oy kaybı yaşadı.

Ordu daha sonra bu oylamayı iptal etti ve gerginlikleri etkisiz hale getirmeyi umarak, hem Bin Bella hem de Bumedyen’e karşı çıkan Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin kurucu üyesi Muhammed Budiaf’ı sürgünden geri döndürdü. Ancak Haziran 1992’de Budiaf, gizemli bir şekilde suikaste uğradı. Bu durum ordunun üstünlüğünün yanı sıra bağımsızlıktan beri süregelen hizipçiliği de güçlendirdi. Budiaf’ın uğradığı suikast, Cezayir’in derin devletini kontrol ettiği iddia edilen orduyu kötü niyetli bir güç olarak gösteren bir dizi komplo teorisine ilham verdi.

Bu arada Budiaf ortaya çıktığında, kriz zamanında devleti kurtarmaya çalışan gerçek bir vatansever olarak görüldü. Güvenlik aygıtları üzerindeki kontrolü kişiselleştirmeye çalışan üst düzey subaylarla mücadele eden biri olarak algılandı. Budiaf, Ramdane, Ben M’hidi ve diğerleri, sivil yönetimi tarihsel bir miras olarak arkalarında bıraktılar. Cezayirli protestocuların canlandırmak istediği tam da bu. Onlar sivil kuruluşların üstünlüğünü muhafaza eden şeffaf bir güç geçişi için mücadele ediyorlar.

Buteflika’nın istifasından yalnızca üç gün sonra, Budiaf’ın oğlu Nacer ve Ben M’hidi’nin kız kardeşi Drifa, Cezayir’deki protestolara katıldı. Drifa, tezahürat yapan bir kalabalığa şöyle hitap etti: “Sadece üçünün gitmesini istemiyoruz, hepsinin gitmesi gerekiyor!

Birkaç gün sonra Budiaf ailesi, Cezayir devriminin esas ilkelerine geri dönme çağrısında bulunan bir bildiri yayımlayarak, “Cezayir bir cumhuriyettir, askeri kışla değil. Cezayir’in çıkarları her şeyden öte olmalı!” ifadelerine yer verdi.

Cezayirli protestocular, Budiaf, Rammdane ve Ben M’hidi gibi tarihsel figürlere ve Soummam Kongresi’nin ilkelerine atıfta bulunarak, yönetici elit kesimin bir kez daha devrime el koymalarına izin vermeyeceklerini açıkça belirttiler.

Ordunun bir kurum olarak tarihsel meşruiyetini reddetmemiş olsalar da, liderliğinin halkın çıkarlarına hizmet etmesi gerektiği konusunda kesin bir karara varmışlardır. Politikaya askeri katılım uzun zamandır rejimin esas ‘günah’ı olarak algılanıyordu ve askeri kontrol altında bir ‘geçiş’ girişimi, kesin olarak sert bir direnişle karşılanacaktı.

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 16:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER