IQ testlerinin arkasındaki gerçek: Gerçekten zekamızı ölçüyor mu?

Zeka seviyesini ölçmekte için kullanılan testlerin başında yer alan IQ testi birçok insan ve çalışma için bir referans kaynağı olurken bu tarz testlerin ne kadar işe yaradığı ve zeka seviyesini gerçekten ölçüp ölçmediği konusu ilk çıktığı günden bugüne tartışma konusu oluyor. IQ testleri zekamızı gerçekten ölçer mi? Kaç çeşit zeka türü vardır ve IQ testleri kariyerimiz hakkında bize ne gösterir? Hepsi ve daha fazlası haberin ayrıntısında yer alıyor…

BİLİM-TEKNOLOJİ 20.06.2022, 22:23 23.06.2022, 09:12 Tayfur Bal
IQ testlerinin arkasındaki gerçek: Gerçekten zekamızı ölçüyor mu?

İngilizcede intelligence quotient kelimelerinin baş harflerinden oluşan IQ temel olarak zeka seviyesi ya da zeka katsayısı anlamlarına gelmektedir. Her ikisi de psikolog olan Théodore Simon ve Alfred Binet 1905 yılında Fransa’da yer alan bir okulda okuyan çocuklarının hangisinin bireyselleştirilmiş dikkate ihtiyacı olduğunu belirlemek için tasarladığı bu testler günümüzde de sıklıkla kullanılan zeka testlerinin ve IQ testinin temelini oluşturdu. Araştırmacılar 19. yüzyılın sonlarından itibaren sözel değerlendirme, kısa süreli hafıza, ve görsel-uzamsal yetenekler gibi bilişsel yeteneklerin, temel zekayı yansıttığına dair teoriler kurdular. Binet ve Simon bu yeteneklerin ve donanımların her birini ölçmek adına bir test geliştirdiler ve testlerden elde edilen sonuçları da tek bir puanda birleştirdiler.

Çocukların performansını yaşıtlarına göre değerlendiriyordu

Sorular farklı yaş gruplarında yer alan çocuklara farklı sorular gelecek şekilde ayarlanmıştı ve bir çocuğun puanı, o yaşta yer alan diğer çocuklara göre nasıl bir performans sergilediğini gösteriyordu. Toplam puan çocuğun yaşına bölünerek ve 100 ile çarpılarak, IQ puanına ya da zeka katsayısına ulaşılıyordu. Simon ve Binet, geliştirdikleri testin ölçtüğü şeyin temel olarak genel bir zekayı yansıtacağını düşündüler. Fakat o zamanlarda olmadığı gibi şu anda da genel zekayı ölçebilecek ve bunu bir sonuç halinde bize verebilecek tek bir test bulunmuyor.

Askeri amaçla kullanılmaya başladı

Ancak bu durum insanların IQ ya da benzeri testlere olan yönelimlerine engel olmadı ve insanlar zekanın ölçümünü genel olarak bu testler üzerinden değerlendirmeye başladılar. Akademik yardıma ihtiyacı olanları saptamak amacıyla başlatılan test, insanları test puanlarına göre yanlış bir şekilde sınıflandırmaya başladı. Bu sınıflandırma örneğin bazı ülkelerde askeriyede, acemi askerleri sınıflandırmak ve subay eğitimi için elemek amacıyla kullanıldı. Sınıflandırmalar Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri tarafından da sıklıkla kullanıldı.

Soy ıslahı ve hatalı bir zeka hiyerarşisi

O yıllarda birçok insan soy ıslahı bilimine önem veriyordu. Soy ıslahı olarak adlandırılan fenomen insanların arzu edilen ve edilmeyen genetik özelliklerine göre üremelere müdahale ederek kontrol edilebilmesi ve edilmesi gerektiği fikrine dayanıyordu. Ancak bu tür bir düşünce yapısında birçok sorun vardır. Bu sorunlardan en çok göze çarpanı zekanın sadece kalıtsal ve sabit olmadığı, bunun yanında bir insanın ırkıyla da bağlantılı olduğuydu. Bu düşüncelerin de etkisiyle birlikte bazı bilim insanları belirli ırklara sahip grupların zeka yönünden diğer ırklardan daha üstün olduğunu öne sürdü ve devletler de bunu askeri müdahalenin bir nedeni olarak kullandılar. Eğitimden yoksun bırakılan ve göçmen olan insanlar üzerinde uygulanan bu testler doğal olarak hatalı bir zeka hiyerarşisinin oluşmasına neden oldu.

Düşük IQ puanına sahip insanlar cezalandırıldı

Soy ıslahı biliminin iyice rağbet görmesi ve IQ testlerinin de iyice yaygınlaşması ile beraber bu durum politikaları da etkiledi. 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Virginia eyaletinde düşük IQ puanına sahip bireylerin kısırlaştırılması kanunen kabul edildi. Bu karar ayrıca Yargıtay tarafından da onaylandı. Nazi Almanya’sında hükümet düşük IQ puanına sahip çocukların katledilmesine izin verdi. Bu olayların ardından IQ testlerine dayalı bu politikalar hem bilimsel hem de ahlaki dayanaklarla engellendi. Bilim insanları daha önce oluşturulan zeka testlerinin ve IQ puanlarının genetik ve ırksal etkilerinin yanı sıra çevresel etkileri üzerinde de araştırmalar yapmaya başladılar.

Flynn Etkisi ve çevresel faktörler

Çevresel etkilerin incelenmesi ile beraber Flynn etkisi olarak da bilinen bir etki gelişmeye başlamıştı. 20. yüzyılda IQ testleri düzenli aralıklarla yenilendiği için yeni nesiller daha önceki nesillerin çözdüğü testlerde yüksek puan alıyordu. Bu durum her yeni nesilde giderek artarak devam ediyordu. Flynn etkisi bilim insanlarına IQ testlerinin verdiği sonuçların evrimsel ya da genetik özelliklerden kaynaklanmayabileceğini gösterdi. Bilim insanları IQ puanlarının muhtemel sebebi olarak çevre, gelişmiş eğitim, daha iyi sağlık hizmeti ve daha iyi beslenme gibi nedenleri öne sürmeye başladı. 20. yüzyılın ortalarına doğru IQ testleri genel zeka dışında, şizofreni, depresyon ve diğer psikiyatrik durumlarda da kullanmaya başladı. O günlerden beri IQ testleri genetik bir nedene dayandırılmasa da genel zekayı ölçmek için bir araç olarak kullanıldı.

Eğitim sistemi ile uyumlu

Oldukça rağbet görmesine karşın IQ gibi zeka testleri zekanın yanlış sınıflandırılmasından kaynaklanan bir yargıya dayanıyor. Bu testler genel olarak insan zihninin işlem yapabilme ve bellekte tutabilme kapasitesi gibi bilgisayar dünyasında da yer alan özellikleri sınadığı insanlar tarafından oldukça rağbet görüyor ve zekayı ölçerken bir başvuru adresi olarak görmelerinin en büyük nedenini oluşturuyor. Bu bilgisayar dünyasında yer alan özellikler eğitim dünyasında da işe yaradığı için insanların IQ puanları ile eğitim başarıları arasında büyük bir paralellik mevcuttur. Zira eğitim sistemleri de genel olarak somut ve kolayca ölçülebilen yeteneklere dayalı. İnsanların IQ puanları ne kadar yüksek ise eğitim seviyeleri de o kadar yüksek oluyor. Ancak IQ değeri insanların zekası hakkında genel bir bilgi vermesi için oldukça yetersiz. Öte yandan IQ puanı hayatta başarı, tatmin ve kendini iyi hissetme ile ilgili herhangi bir veri sunmuyor. Bununla birlikte çoğu durumda IQ puanı yüksek olan ve özel yetenekleri olan bireyler kendilerini mutsuz ve yalnız hissedip toplumla daha uyumsuz bir yapıya sahip olabiliyorlar. Zira IQ ve benzeri testlerle ölçülen işlemsel ve belleksel zeka tipleri toplumda ve hayatta kalabilmek için yeterince veri sunmadığı gibi diğer zeka türlerini de göz ardı etmemize neden oluyor.

Tek bir testle zekayı ölçmek mümkün değil

Toplumda bizi hayatta tutan ve hayatta başarılı kılarak kendimizi gerçekleştirmemizi sağlayan zihinsel özelliklerimiz daha farklıdır. Bunlar arasında sosyal, duygusal ve sezgisel, felsefi gibi birçok farklı zeka tipleri ya da donanımlar gösterilebilir. Bu zeka türleri geride kaldığı takdirde o kişi için hayatta başarılı olabilme ve mutlu bir hayat sürebilme ihtimali azalabilir. Günümüzde kullanılan IQ testleri daha çok eğitim sistemlerimiz ile ilgilidir. Eğitim sistemleri ortadan kalktığında IQ ve benzeri testlerin hayatta herhangi bir karşılığı kalmayacaktır. IQ testlerinin bu yetersizliği ilk çıktığı yıllardan beri bir tartışma konusu olup çoğu bilim insanı zekanın tek bir testle ölçülemeyeceğine işaret etmiştir. Ancak ölçümü kolay olduğu için ve eğitim sistemlerinde işe yaradığı için insanlar IQ testlerine ya da puanlarına bakma alışkanlıklarını bırakamıyor.

Birçok farklı zeka türü bulunuyor

IQ testinin yanı sıra duygusal zeka testleri de insanların kendi duygularını anlayabilme ve başkalarının duygularını okuyabilme yeteneklerini ölçer. Ancak bu testler de kişi hakkında sınırlı sayıda bilgi verdiği için yeterince başarılı olduğu söylenemez. İnsanlar duyguları okuyup kendi duygularını da anlamlandırabilir fakat sezgisel zeka olarak adlandırılan ve beynimizin sağ tarafından yer alan zeka türü ile sezgisel olarak bir davranışı ya da düşünceyi anlayıp bir davranışa dönüştüremiyorlar ise bu durum hayatlarına ve dışarıya yansımaz. Zira zekanın en büyük göstergesi olarak ortaya konulan davranışın kendisi gösteriliyor. Bunun yanında örüntüsel zeka olarak adlandırılan ve hayatı ve olayları bir bütün olarak algılayıp beynin onu anlamasına izin verme süreci de eğitim sisteminde yer almamasına karşın hayat ve yaşam için oldukça önemli bir zeka türüdür. IQ ve benzeri testler ile eğitim sistemlerinin bu kadar uyuşmasının en büyük nedeni ise eğitim sistemlerinin parçalı olması. Eğitim sistemleri genel olarak parçalara bölerek öğretme metodunu kullanıyor. Ancak insanoğlunun zihni biyolojik ve nörolojik olarak olayları, nesneleri ve kavramları bir bütün halinde alıp öğrenmeye ve onu bir bütün halinde içselleştirmeye dayalıdır.

IQ testi ne işe yarar?

Ancak bütün bunlar IQ testlerinin hiçbir işe yaramadığı anlamına gelmiyor. İnsanların genel problem çözme becerileri hakkında iyi bilgiler veriyor. Ancak bu testler bir kişinin potansiyelini ölçmekle aynı şey değil. Karmaşık olan birçok politik, tarihi, bilimsel ve kültürel konu, IQ testlerinde özetlenebiliyor ve insanlara genel bir yargı verebiliyor. Ancak bilim insanları insanların tek bir sayısal puanla sınıflandırılması fikrini kabul etmiyorlar.

HABERNEDİYOR.COM | TAYFUR BAL - ÖZEL HABER

Yorumlar (0)
15
parçalı az bulutlu