Bir Matrix'in veya simülasyonunun içinde mi yaşıyoruz? Simülasyon teorisi nedir?

1999 yılında ilk kez sinema severlerle buluşan The Matrix’in devam ve serinin 4’üncü filmi olan The Matrix Resurrections, dün (24 Aralık 2021) vizyona girdi. Bilim kurgu izleyicilerinin ilgiyle beklediği filmle birlikte hayatın, ‘Matrix’e benzer bir simülasyondan ibaret olduğu tartışmaları yeniden gündeme geldi. Birçok bilim insanının üzerinde çalıştığı konulardan biri olan ‘Simülasyon teorisi nedir?’, ‘Bir simülasyonda yaşama ihtimalimiz ve bu konuda yapılan çalışmalar nelerdir?’ Detaylar haberimizde…

BİLİM-TEKNOLOJİ 25.12.2021, 09:20 27.12.2021, 09:07 Ömer Aksan
Bir Matrix'in veya simülasyonunun içinde mi yaşıyoruz? Simülasyon teorisi nedir?

Dünyadaki mutlulukların ve acıların gerçekçiliği, sıradan yaşamlarımızda şüphe götürmez bir konu. Peki söz konusu “gerçeklik”, ya yalnızca bize özgüyse? Doğuyor, büyüyor ve ölüyoruz. Söz konusu döngü esnasında, hiçbir insanın yaşamı, bir diğerinin kopyası olmuyor. Her bir yaşam; tek başına farklı ve büyük bir hikâye teşkil ediyor. Simülasyon teorisi olarak tarif edilen şeyin popülerleşmiş şekli olan ve büyük bir çevrimiçi video oyununda insanoğlunun yaşadığı meselesini ele alan Matrix serisi, 20 sene evvel gündemi ve insan zihnini uzun süre meşgul etmişti. Film, Fransız sosyolog ve düşünür J.Baudrillard’ın ‘Simülakrlar ve Simülasyon’ isimli kitabından ilham alınarak sinemaya aktarılmıştı. Matrix ortaya ilk kez çıktığında, insanların bir video oyununda yaşadığı düşüncesi, tam olarak bilim kurgu sektörüne aitti. The Matrix serisinin 4’üncü filmi olan ve bilim kurgu hayranlarının merakla beklediği The Matrix Resurrections, dün vizyona girerken, ‘Simülasyon teorisi’ ile ilgili tartışmalar yeniden gündeme geldi.  

Bir döneme damgasını vurdu

Wachowski Kardeşlerinin yazıp yönettiği The Matrix serisinin ilk filmi, 1999’da sinema severlerle buluştu. 1999 yapımı The Matrix, milenyumu açan ve yeni yüzyıl konusunda bir dönemin gençlerine farklı idealler ve fikirler sunan kült bir yapım olarak görülüyor. Daha sonra vizyona giren serinin Matrix Revolutions isimli 2’nci ve Matrix Reloaded isimli 3’ncü yapımları ilk film kadar etki uyandırmasa bile söz konusu rüzgarı arkalarına almayı ve bugün söz edilen efsane seriyi ortaya koymayı başardılar. Filmin şu ana kadarki serileri, ABD'de 171,479,930 dolar, uluslararası alanda 288,900,000 dolar hasılat ile toplam 460,379,930 dolar hasılata ulaşmıştır. İlk kez ABD'de gösterime giren film, vizyona girdiği ilk hafta 27,788,331 dolar gelir elde etmiştir.

Simülasyon tartışmalarını alevlendirdi

1999’da başlayan bu serinin konusuna bakıldığında; her ne kadar yüzeysel anlamda, iki karşıt güç arasındaki bir mücadele olarak tarif edilse de yapımda; içinde yaşanılan dünyanın tamamen aldatıcı olduğu, bütün insanlığın, bir simülasyonda yaşıyor olabileceği olasılığına dikkat çekilir ve bu fikir ön planda yer alır. 

Keanu Reeves, Laurence Fishburne, Carrie-Anne Moss’un başrolünde yer aldığı filmin konusu şu şekilde;

Saygın bir yazılım firmasında çalışan Thomas Anderson, "Neo" kod adıyla gecelerini hackerlıkla ve Matrix'in ne olduğunu inceleyerek geçirmektedir. Tuhaf bir rastlantı sonucunda Morpheus ve Trinity ile tanışan Neo, yaşadığı dünyanın aslında tamamen bir simülasyon olduğunu öğrenir. Daha sonra Morpheus'un öncülüğündeki ekibe katılır. Neo bu süreçte, Matrix'in ne olduğunu anlamaya çalışırken, ayrıca kurtarılma sebebini ve kendisine verilmek istenen yeni kimliğini anlamaya gayret eder. Olaylar çok ileri bir teknolojinin hakim olduğu tarihte ve yapay zekayla üretilen makinelerin olduğu bir dünyada geçer. Bu dünyada insan ırkı ve makineler arasındaki savaş neticesinde; makineleri mağlup edebilmek için insan ırkı; enerji kaynakları olan güneş ışınlarının dünyaya ulaşmasını önlemek için kimyasal silahlarla gökyüzünde siyah bulutlar oluşturarak kapatmıştır. Bunun neticesinde enerji ihtiyacını sağlayamayan makineler, yeni kaynaklar araştırmaya başlar ve bu konuda, insan vücudunun çok büyük bir enerji kaynağı olduğunu görürler. Ardından enerji üretimi için; insanları köle olarak kullanırlar. İnsanların, olası bir isyan halini engellemek için onlarını zihinlerini meşgul edecek bir sistem hazırlarlar. Bunun neticesinde, köle konumundaki insanlar, bilinçsiz bir biçimde uyurken onların zihinleri ise makinelere bağlı olarak Matrix simülasyonunun içerisinde sanal bir dünyada yaşamayı sürdürürler. Başroldeki Neo ise; söz konusu insan tarlalarında gözlerini açar ve gerçek dünyada tek yer altı şehri ve insanların yaşadığı tek şehir olarak bilinen Zion'a götürülür. Neo, gerçek dünyaya alıştıktan sonra Morpheus'un grubuyla birlikte makinelere karşı mücadele etmeye başlar.

Simülasyon nedir?

Matrix filmi ile birlikte tekrar alevlenen simülasyon ve simülasyon teorisi ile ilgili detaylara girmeden önce ‘Simülasyon kavramı nedir, ne anlama gelir?’ sorusuna yanıt arayalım.

Köken olarak Latinceden gelen simülasyon, ‘’yapar gibi görünmek; benzemek, taklit etmek’ anlamlarına geliyor. Simülasyon ya da benzetim, teknik açıdan gerçek bir dünyanın ya da sisteminin işletilmesinin zaman üstünden taklidinin yapılmasıdır Sistem ürünleri arasında tanımlanmış bağlantıları içeren süreç ya da sistemlerin bir modeli olarak tarif edilir.

Simülasyon teorisi nedir?

Simülasyon hipotezi ya da simülasyon teorisi, gerçeklik denilen şeyin bir simülasyondan ibaret olduğu ve bu simülasyonda yaşayan kişilerin, bunun gerçek olmadığı ve bir simülasyon yaşadığının farkında olmadığını öne süren bir bilim teorisidir.

Gerçekliğin bir illüzyondan ibaret olduğuna ilişkin geçmişte, bilimsel ve felsefi teoriler ortaya atılmıştır. Bu şüpheci teoris, Descartes'in ikiselliği ve B.Russell'ın fenomenizm düşüncesi ile de bağlantılıdır. Daha dar kapsamda ise bilim kurgunun ve dönemde fütüristik araştırmaların bir konusu olmuştur. 

Simülasyon teorisi, filozoflar, bilgisayar bilimciler ve fizikçiler tarafından ciddi biçimde tartışılmaktadır. Bu teorinin, ciddi bir şekilde konuşulması ise iki sebepten kaynaklanıyor. Birincisi; Oxford profesörü Bostrom’un, 2003 yılında “Simülasyonda mı yaşıyorsunuz?” adıyla makalesini yayınlamasıdır. Bostrom, söz konusu makalesinde evrenin, temelinde çok gelişmiş bir teknolojiye sahip olan uygarlıkların kodladığı bir simülasyondan ibaret olabileceğini iddia etmişti. İkinci sebep ise; Tamamen video oyunları ile yakından ilişkili… Grafik teknolojisinde son dönemlerde inanılmaz bir hızla gelişmeye devam ediyoruz. Video oyunları, bu şekilde geliştirilmeye devam ettiği sürece önümüzdeki süreçte ‘gerçeklikten ve hakikatten ayırt edilemeyen hiper gerçekçi’ video oyunlar gündemi meşgul edebilir.

İsveçli Felsefeci Nick Bostrom'un transhümanizm araştırmaları ve 2003 yılında ortaya attığı hipotezi, akademik camiada tartışmalara konu oldu. Simülasyon argümanı şu anki halini, Bostrom'un 2003 yılında yayımlamış olduğu bir makale sonucunda alır. Bostrom, söz konusu simülasyon argümanının şüpheciliğin ötesinde yer aldığını öne sürer ve "Şu anda elimizde dünya ile ilgili birtakım alternatif iddiaları doğrulayan yeterli ampirik veri var..." sözleri ve alternatif iddiasıyla; bir simülasyonda yaşadığımız gerçeğini işaret ettiğini açıklar. Bostrom ve onu destekleyen araştırmacılar, simülasyon teorisinin, geçerli olduğuna ilişkin ampirik verilerin elimizde olduğunu iddia eder. Bu aynı zamanda teolojide Omphalos argümanı ile de ilişkilidir. Bostrom, bu argümanı üç önermeli durum ile somutlaştırır:

Teknolojik anlamda, "insan sonrası" çok gelişmiş bir medeniyet, olağanüstü güçlü bir işlem gücünü elinde bulunduracak. Bu ampirik veriye bakılarak, simülasyon hipotezi aşağıdaki üç önermeden minimum bir tanesinin doğru olduğunu iddia eder:

  1. Çok üstün ve gelişmiş bir teknolojik döneme ulaşamadan insanlık yok olacaktır;

  2. Teknolojik açıdan üst seviyelere varan medeniyetlerin hiçbiri, insanoğlunun evrimsel geçmişini simüle etmekle asla ilgilenmeyecek;

  3. Hemen hemen kesinlikle bir bilgisayar simülasyonunun içinde yaşıyoruz

Çıkış noktası: Aşılamayan ve geçilemeyen üst sınırlar

Normal koşullarda, bir simülasyon programı, 2 ya da 3 boyutlu, zamanla işleyen bir modele sınırlamalar getirecektir. Yani, simülasyonu tasarlayanlar tarafından belirlenen sınırların dışına çıkılması imkansızdır. Özetle; kurgulanmış veya tasarlanmış bir simülasyonun içindeysek, sistemin izin vermediği aşamaya geçemeyiz. Fizikteki kurallara bakıldığında, etrafımızda bazı sabitleri kabullenerek ilerleyebiliyoruz. Sabit ışık hızını değiştiremiyoruz, hızını azaltamıyor veya arttıramıyoruz. Aynı zamanda, kuantum mekaniği için oldukça önem teşkil eden planck sabiti konusunda da bir oynama yapamıyoruz.

Simülasyonda Yaşıyor Olabileceğimizi Düşündüren Durumlar

   - Henüz Dünya dışı yaşamın olduğu bir yere erişemedik

Dış uzaya sondalar göndermek amacıyla insanoğlu, milyarlarca dolar harcama yaptı. Bunun neticesinde ise Dünya dışında, insan yaşamına olanak tanıyan bir gezegene veya evrene henüz ulaşılmış değil.

   - Elektronların tuhaf davranışları

Elektronlar, fizikteki çift yarık deneyinde, bakır bir plakada bulunan yarıklar yoluyla ışığa duyarlı bir ekrana doğru ateşlenir. Bu, dalga benzeri bir davranışı işaret eden girişim modeli üretir. Fakat aynı deney, bir gözlem kapsamında yapıldığı zaman, elektronlar dalgalar yerine parçacıklar gibi davranır. Bunun neticesinde herhangi bir girişim modeli yoktur. Simülasyon teorisini kabul edenler ise bu olaya şöyle yanıt veriyor; 

Birkaç yılda video oyunlarının, bu kadar gelişmesinin sebebi optimizasyon yöntemleridir. Şu anki bilgisayarlarının, gerçek zamanlı bir şekilde tek bir 3B dünyanın bütün piksellerini görüntülemesi mümkün değildir. Bilgi, tasarlanan dünyanın haricinde 3B modeller şeklinde depolanır. Ardından sadece belirli açılardan belirli karakterlerin sadece görebildiği şekilde oluşturulur. Özetle, yalnızca gözlemlenen şey ortaya çıkar. Simülasyon teorisinin birçok yanı, kuantum belirsizliğini aynı fikre sahip bir optimizasyon yöntemi olarak düşünür: yalnızca gözlemleneni ortaya koyar.

  - Neden evrenin sınırları var?

MIT kozmoloğu olarak tanınan Max Tegmark, video oyununda yaşandığı ihtimalinin kanıtı olarak evrenin katı fizik kurallarına dikkat çekiyor. Burada ön plana çıkan ilk şey ‘ışık hızı’... Dünya sanal bir gerçeklikten ibaretse, verilerin işlenmesine yönelik bir sistem olmalı. Bu tarz bir şeyin ortaya çıkması için bilgisayar bilimlerinde sonlu kümeler arasından bir seçim gerçekleşmesi lazım. Dolayısıyla bilgisayarlarda olduğu gibi söz konusu sonlu kümeler dünyasının, bir tarama hızına sahip olması gerekiyor. 

Elon Musk, kanıtla açıkladı: Bir bilgisayar oyununun içindeyiz

Tesla ve SpaceX’in sahibi dünyaca ünlü milyarder Elon Musk, geçtiğimiz günlerde simülasyon tartışmalarına ilginç bir iddia ile dahil oldu. Daha önceki açıklamalarında da insanların bir bilgisayar oyununda yaşadığını öne süren Musk, bu defa bir kanıt ile birlikte bu iddiasını ortaya attı ve 1970'lerin ünlü oyunlarından Pong’u işaret etti.

Popüler bir Twitter hesabının Pong oyunu ile ilgili yaptığı paylaşıma cevap veren Musk, oyunun piyasaya girmesinden itibaren geçen bu süreçte grafik ve oyunların oynanışında yaşanan ilerlemenin, gerçek dünyadan farksız bir şekilde insanlığın, dijital dünyalar yaratma yoluna girdiğine işaret olduğunu ifade etti.

Musk: “Yüzde 99,99 olasılıkla...”

Filozof Bostrom'un 2003’teki makalesinde ortaya attığı simülasyon tezine katıldığını söyleyen Musk bu makaleyi kaynak göstererek, yüzde 99,99 olasılıkla içinde yaşadığımız evrenin bir bilgisayar simülasyonundan ibaret olduğunu ifade etmişti.

Yorumlar (0)
-2
parçalı bulutlu